13 Eylül 2013 Cuma

Prof. Dr. İSA KAYACAN'DA KINADI!....

TIKLA> LİNK :: Menderes ve dönemlerine ait yayınların pek çoğu gerçeği yansıtmıyor...

Menderes  ve dönemlerine ait yayınların
pek çoğu gerçeği  yansıtmıyor
                                                                                                             Prof.Dr.İSA KAYACAN
Özel televizyonlarımızın pek çoğunda yayınlanan dizilerde, gösterilen bölümler sık sık tekrarlanırken, yine bu Tv. Açık oturumlarına konuşmacı olarak katılanların, özellikle yaşı çok genç olanların bilmedikleri, yorum getirmedikleri konular kalmadığı görülüyor.
            Demokrat Partinin l950 ve l960 yılları arasındaki hizmetleri, o dönemin unutulmaz lideri Adnan Menderes’le ilgili tv’lerde yayınlanan belgesellerin de hemen hemen hiçbiri gerçekleri yansıtmıyor.
            Bu yayın ve belgesellerde, o dönemin olumsuzlukları öne çıkarılarak, özellikle gençlerin doğru bilgilenmeleri önleniyor.
            Son olarak özel bir Tv Kanalında, “Ben onu çok sevdim” adıyla yayınlanan belgeselde, rahmetli Adnan Menderesin özel yaşamına, mahremiyetine girilmiş, sanki o dönemden söz ederken konu edilecek, üzerinde çalışılacak başka bir yön veya yönleri yokmuş gibi, özellikle özel hayatının karalanması yolu seçilmiştir.
            Bu tür belgeseller mutlaka bir amaç ve hedef gösterilerek yapılıyor, yayınlanıyor. Kaynak olarak gösterilenler, ya genç bir yazarın kitabı oluyor, ya da üç beş kitap okuyarak o dönemin otoritesi gibi gösterilen sözde araştırmacılardan söz edilerek, yola çıkılıyor. Bunlar doğru değildir!.
            Önceki günlerde değişik özel Tv kanallarında Menderes ve dönemine ait farklı imzaların ortaya koyduğu belgeseller izledik. Hemen hemen hepsinde,l950 dönemi başlangıç alınıyor, hızla l960’a geliniyor, 27 Mayıs 1960 ihtilali yaptırılıyor, kısaca Yassıada mahkemeleri veriliyor, arkasından idamlar gösterilip, sonuca geliniyor.
            1950 yılına nasıl gelindi?, Nasıl bir Türkiye teslim alındı?, O günün Türkiye’sinde demokrasimiz neyin üzerine oturtulmuştu?, Kırsal kesimin durumu neydi?, Okur-yazar oranımız  hangi rakamlardaydı? Kalkınmaya yönelik neler yapıldı?, Nereden nereye geldik?, 27 Mayıs ihtilali niye yapıldı?, İhtilal yapanların yaşları, rütbeleri neydi?, Sonra neler oldu?.Yassıada mahkemeleri nasıl kuruldu, orada sözde Adalet nasıl işledi? Yüksek Adalet Divanı Başkanı Salim Başol’un, savcı Ömer Altay Egesel’in Menderes ve arkadaşlarına, orada yargılananlara karşı nasıl hitap ettikleri, Yassıada komutanı  Albay Tarık Güryay’ın Menderes’in eşi Berrin hanımefendi, çocuklarıyla birlikte ziyarete gittiğinde bu Albay’ın kendi odasında nasıl davrandığı, nasıl hakaret ettiği, Adalet Gazetesinin sahibi ve yürekli gazeteci rahmetli Turhan Dilligil’in Yassıada’yla ilgili yazdığı kitaplarından birinin  adının, neden “Allahsız Gardiyan” olduğu gibi noktalar üzerinde araştırmak, bilenlerden sormak, ona göre yayın yapmak, belgesel hazırlamak gerekiyor.
            Zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel’in 1960  öncesi, Başvekil Adnan Menderes’e yazdığı  mektubun ihtilal sonrası  nasıl sansürlenerek kamuoyuna duyurulduğunu, Cemal Gürsel’ in bu konuda nasıl ses çıkarmadığını, Mahkeme Başkanı Salim Başol’un yargılananlara nasıl  azarladığını, “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor” gibi güç gösterisi yapan, adres gösteren tutum ve davranışları üzerinde durulması gerektiğini, idamların yapılacağı günün öncesi, CHP  Genel Başkanı İsmet İnönü’nün Yassıada ve İstanbul’da konuşacak kimse bulunamadığını, telefonuna kimsenin çıkmadığını  hatırlamalı, bunların üzerinde dikkatlice durmalıyız. Hüsamettin Cindoruk’un, “27 Mayısı silahlı kuvvetler değil, silahlı subaylar yaptı. Beş bin subayı emekliye sevk ettiler. Bir iç hesaplaşma gerçekletirdiler aslında” cümlesi 27 Mayıs 1960 ihtilalini yapanların gerçek fotoğrafıdır.
            Bir anı:
Yassıada mahkemeleri sona erer. Mahkeme Başkanı Salim Başol, İstanbul’da  alış veriş için bir markete girer. Kasaya yaklaşır, para ödeyecektir. Marketin sahibi kasanın önündedir. Salim Başol’a dönerek: “Ben sizi tanıyorum. Yassıada hâkimiydiniz, idamlar verdiniz, idam yaptırdınız” deyince, Salim Başol tanınmışlığının gururu içine girer ve market sahibinin cümlelerinin sonunu bekler. Market sahibinin cümlesinin sonu ilginç ve düşündürücüdür: “Bu yüzden benim size satacak malım yok siz buradan alışveriş yapamazsınız” deyince, buz gibi bir rüzgâr eser ve Salim Başol aldığı gıda maddelerini bırakarak, ardına bakmadan marketten uzaklaşır.
            Tv’lerde bu ve bunun gibi gerçekler, Menderes dönemine  ve Menderese gösterilen ilgi ve sevginin büyüklüğü,önemi ve vazgeçilmezliği neden anlatılmıyor acaba?..
            ***
        ELEŞTİRİ, YORUM VE KATKILAR: 
                 To: dp2010yeniden@yahoogroups.com //                  From: baysanb@gmail.com
                 Date: Fri, 13 Sep 2013 19:38:56 +0300 //                  Subject: Re: [dp2010yeniden]
            KINAMA, ŞİDDETLİ TEPKİ VE REDDİYE...
Diziyi görmedim, görmek de istemem.. Ben rahmetli Adnan Menderes'in yakınlarından birinin kızıyım, şahsen kendilerini çok yakından tanırdım.. Onunla ilgili TV dizileri bence ne kadar dikkatli yapılırsa yapılsın yanlış yorumlanır..
DP ve değerli üyelerinin rahat bırakılmasını, kendilerini müdafaa edemeyecek olduklarından, doğru yanlış haklarında bu tip gösteriler yapılmamasını dilerim..
DP eğer günahları var idiyse fazlasıyla ödedi, işkenceler ve cinayetlerle.. Yok sevabı var idiyse onu da Allah takdir eder insanlar etmese de..
Maalesef on yıllık DP dönemi hiç bir şekilde doğru anlatılamamış ve hattâ özellikle karalanmıştır.. Genç nesiller DP ve icraatı hakkında doğru hiç bir şey bilmemektedir..
On yıllık bir iktidarın hataları olmaması mümkün değildir. 
Ancak bu memleket için yaptıkları, o hataları silip götürmüştür. 
Bunları bizlerden sonraki nesillere anlatan pek az kişi mevcuttur..
Sevgili Emine Naskali bu konuda kitaplar yazmış, Mehmet Arif Demirer yazdığı çeşitli kitaplarla bu süreci anlatmak ve açıklamak istemiştir..
Hiç bir şekilde kitap okumayan bir ülkede bunlar değerli eserler olarak raflardaki yerlerini alacaklardır. Dilerim ki bizler değil, bizi bilmeyenler okusun ve öğrensin o donemi.. 
Bizler zaten biliyoruz.. İnsanların özel hayatları ile ilgili yapılan bu tur dizileri şiddetle kınıyorum.. Her kim ve her ne niyetle yaparsa yapsın..
Sevgi saygılar..
14 Eylül 2013, baysan Aygun Bayar
*
Saygı ile.. *Nadir Şener Hatunoğlu*
Ankara: 13.09.2013
Değerli Dostum Prof. Dr. İsa  KAYACAN; Merhaba…
Nazarım değmesin; yorulmaz, usanmaz yüreğinize sağlık. Gazete yorumlarımda hep vurguluyorum: Olayı, olguyu, kişiyi; O dönemin koşulları içinde değerlendirmek gerekir. Aksi durumda, yanlış değerlendirmeler yapılıyor. İnternetteki yorumumda var; Padişahımız Abdülhamit Han. Koskoca imparatorluğu otuz üç yıl yönetmiş. Devletimiz zaten çöküş evresine girmiş. İçten ve dıştan baskılar şiddetli. Devleti ayakta tutmak bile, zordu. Sadece Yemen savaşları bile Abdülhamit Hanı tüketmeye yetmiştir. İletişim, ulaşım yok gibi. Devletin kendini savunma refleksi, elbette ki dört dörtlük olamazdı. Kimi haksız yargılanmalar olmuştur. Yorumda rahmet ve minnet duygularımı sundum.
Gelelim bana ilettiğiniz yazıya: Menderes Dönemi.. Öncelikle şunu vurgulamak isterim: Rahmetli Adnan Menderes, demokrasimizin acemilik döneminde şehit olmuş bir büyük devlet adamımızdır. Demokrasimiz gibi, elbet kişisel yanlışlıklar da olmuştur. Beşerî zaafımızdan kaynaklanan kimi tutkular, olup-biten tüm güzellikleri, iyilikleri bir kalemde silemez. İnsan-oğlunun huyudur; kendini yüceltmek için geçmişi kötüler. Oysa geçmiş, kendini savunamaz. Özellikle politika malzemesi olarak kullanmak, aczin ifadesidir. Örnek: Gelmiş-geçmiş millî eğitim Bakanlarımız içinde, en kültürlüsü, eğitmeni Hasan Ali YÜCEL idi. Ben bir fotoğrafını gördüm, ağzında sigara vardı. Gurbetçilerin anı fotoğraflarında görürüz; kolunu, saatini gösterecek biçimde uzatmıştır. Geçmiş dönemde de sigara, bir aksesuar olarak algılanmıştır. Neymiş efendim; Atatürk İngiliz kralıyla kadeh tokuşturmuşmuş…
Lütfen cehaletimizi ve aczimizi frenleyelim. nadir.sener@hotmail.com   
Nadir ŞENER HATUNOĞLU
(matematikçi-bilim uzmanı)

KINAMA, ŞİDDETLİ TEPKİ VE REDDİYE...

>link>> KINAMA, ŞİDDETLİ TEPKİ VE REDDİYE...

Ocakoğlu'ndan 'Menderes' (atv; "ben onu çok sevdim") Dizisinine Tepki
12 Eylül 2013 10:15
Demokrat Parti Dava ve Misyonu'nun ileri gelen isimlerinden olan Sayın Samet Ocakoğlu, Adnan Menderes'in şahsiyeti ve 1950'li yılların Türkiye'sini karalandığını iddia ettiği 'Ben Onu Çok Sevdim' adlı diziyi kınadı.
Demokrat Parti Misyonu'nun ileri gelen isimlerinden olan Samet Ocakoğlu, Adnan Menderes'in şahsiyeti ve 50'li yılların Türkiye'sini karalandığını iddia ettiği 'Ben Onu Çok Sevdim' adlı diziyi kınadı.
Demokrat Parti Misyonu'nun ileri gelen isimlerinden olan Samet Ocakoğlu, özel bir televizyon kanalında yayınlanan ve merhum Başbakan Adnan Menderes'in özel hayatını temalı "Ben Onu Çok Sevdim" adlı diziye tepki gösterdi. Dizide konuların çarpıtıldığını ve Menderes'in mahremiyetinin ekranlara taşındığını öne süren Ocakoğlu, "Merhum Başvekil Adnan Menderes'in şahsiyetini ve 50'li yılların büyükTürkiye'sini karalayan, özellikle genç nesillere Yassıada'nın karanlık senaryolarından alıntılarla sözde olay tasviri yapan, Menderes hükümetlerininTürkiye lehine sürdürülebilir kartal pençeli dış politikasını ve şanlı-şerefli Kore Türk Ttugayı'nın varlık sebebini çarpıtan, farklı ve gerçek dışı bir tasvir ile halkın ve tarihin vicdanında seçkin yerini bulmuş Menderes imajını zedeleyen, merhum Berrin Menderes Hanımefendinin muhterem varlığını, mahrem yatak odası canlandırmaları ile ekrana taşıyan, toplumun ahlaki ve kültürel değerleri ile çatışan sanal davranışlar ile doldurulmuş,
diziyi ve bu dizinin senaryosuna egemen olan ahlaki ve ticari düşünceyi şiddetle kınıyorum. Büyük ve şerefli bir camianın, böylesine tasvirlerle kamuoyu huzuruna taşınmasından duyduğum vicdanı sızıyı ve acıyı toplum ile paylaşıyorum. Hakem milletin maşeri vicdanıdır" dedi.
Samet Ocakoğlu, büyük beğeni toplayan ve Adnan Menderes'in yaşam öyküsünü ve hizmet dönemini konu alan "Başvekil Adnan Menderes Yaşam Öyküsü Sanatsal Bilgi Sunumu" sergisini Aydın'a bağışlamıştı. 
- AYDIN

11 Eylül 2013 Çarşamba

UNUTMADIK!... UNUTMAYACAK VE UNUTTURMAYACAĞIZ!..

BAŞKAN İSMET ÖZBAKKAL’IN 16-17 EYLÜL; ADNAN MENDERES, HASAN POLATKAN VE FATİN RÜŞTÜ ZORLU’NUN İDAMLARI İLE İLGİLİ BASIN AÇIKLAMASI 
16 Eylül 1961 tarihinde, haksız, hukuksuz ve kanunsuz olarak, hunharca ve alçakça idam edilen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarılı; Namuslu, dürüst ve demokrat Devlet adamları Maliye Bakanı Hasan POLATKAN, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü ZORLU ve bir gün sonra 17 Eylül 1961 tarihinde Şehit edilen “son Başvekil” Adnan MENDERES olmak üzere:, Atatürk, Cumhuriyet, Demokrasi, Adalet, Hukuk ve Millet düşmanı kriptolar tarafından Şehit edilmelerinin 52. yıl dönümünde manevi huzurlarında tazimle eğiliyor ve her üç Şehit’in Aziz Ruhlarına minnet ve şükranla dua ediyoruz…
İnşallah, O üç mübarek ve muazzez Şehit hürmetine Ülkemiz, Devletimiz ve Aziz Milletimiz; En kısa sürede yeniden, “içinde bulunduğu makûs talihi yener de” tekrar adalet, eşitlik, hakkaniyet, hukuk, demokrasi ve huzur iklimine kavuşur.
Bizler, Demokrat Parti olarak bu yolda, bu uğurda: 53 yıl sonra tekrar “Hak yolunda ve millet hizmetindeyiz. Devlet idaresinde millet iradesini hâkim kılmak” adalet, hakkaniyet ve hukukun hayata geçmesi için “siyasette fazilet” mücadelesi veriyoruz.
Bu vesileyle: Demokrasi Şehitleri hakkında bazı hatırlatmalarda bulunmak isterim.
Şöyle ki: Başvekil Adnan MENDERES, 1899’da Aydın da doğdu. Küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmenin acılarını yaşadı. Babaannesinin sevgisiyle büyüdü. İzmir Amerikan Kolejinde okudu. Daha sonra Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Askerliğini yedek Subay olarak yaptı. Terhis edildikten sonra Çakırbeyli’deki çiftliğine çekildi. Milli Mücadele yıllarında gösterdiği kahramanlık ve üstün hizmetlerin karşılığı olarak, “İstiklâl Madalyası” ile ödüllendirildi.
Politika ile ilk teması, Aydın İl Başkanı olarak “Serbest Fırka” ile başlar. 
            07.Ocak.1946’da Celâl Bayar, Refik Koraltan ve Prof. Dr. Fuat Köprülü ile birlikte Demokrat Partiyi   kurdu. 
            14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla iktidara geldi. Atatürk’ün en büyük arzu, hayal ve ideali olan Demokrasiyi Cumhuriyet ile buluşturdu. Bu nedenle “Beyaz İhtilâl” olarak nitelenen 14 Mayıs, “Demokrasi Bayramı” ilân edildi. Bu arada Atatürk’ün Başvekili Celâl Bayar, TC’nin 3. ve ilk sivil Cumhurbaşkanlığına seçildi. Adnan Menderes Başbakanlığa getirildi. İlk işi, memlekette barış ve huzuru sağlamak amacıyla bir Genel Af çıkartmak oldu. Ayrıca, “Devr-i sabık yaratmayacağız” kararı ile iyi niyetini gösterdi. Dış siyasette NATO’ya girmenin çetin yollarını aştı.
            14.Mayıs.1950’ de başlayıp, 27.Mayıs.1960 günü yapılan darbeye kadar geçen on yıllık süre içinde; Yıllardır ihmal edilmiş, geri kalmış, içerde ve dışarıda itibar kaybetmiş olan Türkiye’ yi baştanbaşa yeniden imar ve inşa etti. İşsizlik ve yoksulluğu yendi. Maddi, manevi ilmi ve kültürel değerleri yeniden kazandırdı. Tarihten silinmeye ve yok olamaya yüz tutmuş Atatürk ilke ve inkılâplarını yeniden hayata geçirdi. Dünya siyaset tarihinde eşi emsali görülmemiş büyük bir kalkınma, gelişme ve çağdaşlaşma hareketlerini gerçekleştirdi.
            Merhum Menderes zamanında halk, insanca yaşamayı öğrendi. Cehalet, yokluk, yoksulluk ve işsizlikten kurtuldu. Milli ve manevi değer, eser ve zenginliklerine kavuştu. Devlet adeta baştanbaşa yenilendi. Demokrasi kurumlaştı ve bir yaşam biçimi olarak yerleşme yoluna girdi. Öyle ki, NATO standart, norm ve kriterlerine göre bu dönemde, normal şartlarda yüz yıla tekabül eden büyük bir kalkınma ve gelişme hareketi yaşandı. Menderes ve arkadaşlarının Demokrat Parti ile gerçekleştirmiş olduğu eserler bugün, çok sevdiği Milletinin hizmetindedir.
Ancak, bu olağanüstü kalkınma, gelişme, çağdaşlaşma ve demokratikleşme hareketini vatan ve millet düşmanları ile devleti ve milleti soymaya alışmış kitleler içlerine sindiremedi.
On yıllık iktidarı boyunca, sonuncusu dâhil tam 4 darbe teşebbüsü ile karşı karşıya kaldı. Fakat O, vatanını, devletini insanını ve askerini yürekten seven, ordusuna güvenen, demokrasi, hak, adalet ve hukuka dayanan bir insandı. Bu sevgi, saygı, güven ve “güvendiği orduya” karşı duyduğu samimi itimat nedeniyle ve “kan dökülmesin, masum insanlar telef olmasın, devletin ve demokrasinin düzeni bozulmasın” inancıyla bir avuç çapulcuya karşı çıkmadı. Sabır ve tevekkül yolunu seçti. Elbet yanlış, yalan ve iftiraların ortaya çıkacağını, iktidarının aklanacağını ve aziz ve necip Türk milletinin gerçekleri göreceğini sanıyor ve bu yanlıştan muhakkak dönüleceğine inanıyordu. Bu inanç ve itimatla; Hükümete samimi ve sadık olarak bağlı Türk Silâhlı Kuvvetlerini harekete geçirmedi. Milletin selâmeti için teslimiyeti seçti.
Fakat bir avuç isyancı (38 kişi) tarafından gerçekleştirilen ve Menderes’in “vatan ve millet aşkı” nedeniyle mukavemet görmeyen darbe ne hikmetse muvaffak olunca, tutuklanarak Yassıada’ ya götürüldü. Türk hukuk tarihinin utancı olan yüksek adalet divanı nam uyduruk mahkemelerde sözde yargılanarak idama mahkûm edildi. Burada kendisine eziyet, zulüm ve işkenceler yapıldı. Hayali sükut ve hüsrana uğramıştı. 
O, kendisini milleti ve memleketine adayan büyük bir Lider, devlet adamı ve samimi bir vatanseverdi.17 Eylül 1961 günü öğle saatlerinde idam sehpasında bile son sözleri “vatan sağ olsun” olmuş, “Allaaah!...” diyerek ruhunu (emaneti sahibine) teslim etmiştir.
Vatan sağ olsun. Nur ve huzur içinde yatsınlar.
Vatan ve Millet O’nlara minnettar ve müteşekkirdir.
Şehit arkadaşları, Fatih Rüştü ZORLU ve Hasan POLATKAN’a da Allahtan rahmet diliyoruz; Ülkemizin içinde kıvrandığı bu sıkıntılı, zor ve kritik günlerinde onlara ihtiyacımız olduğu apaçık ortaya çıkmış ve Demokrat partinin “Millet; Cumhuriyet; Adalet; Hakkaniyet; Eşitlik; Dürüst devlet ve Demokrasi için; TEK ÜMİT olduğu bütün veçheleriyle anlaşılmıştır.
İsmet ÖZBAKKAL
DEMOKRAT PARTİ
KAYSERİ İL BAŞKANI

7 Eylül 2013 Cumartesi

BEKİR COŞKUN, 7 EYLÜL 2013

Eylül

Dün 6 Eylül’dü…
Bugün 7 Eylül…
6-7 Eylül günleri, ulusal tarihimiz için de bizim ailemiz için de, hatırlandığında gözlerin daldığı, nefeslerin daraldığı, dudakların ısırıldığı günler…
Demokrat Parti iktidardaydı…
Devletin “radyo ajansı” o gün 13.00 haberlerinde “Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalandığını” duyurdu…
Akşam saatlerinde Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin evlerine ve işyerlerine saldırılar başladı… Mağazaların vitrinleri kırılıyor, kumaşlar yollara saçılıyor, kasalar yağmalanıyor, evlere girilerek değerli ne varsa talan ediliyordu…
Caddeler yerlerde uçuşan kumaşlardan geçilmez olmuştu…
Azınlıklar panik içinde sağa sola koşuştururken, öldürülenler ve yaralananlar vardı…
Kiliseler, mezarlıklar dahi talan ediliyordu…
Beyoğlu’nda bir binanın ikinci katında Andree’nin babası mimar olarak çizim yaparken kapıyı kırarak içeri girenler tarafından arkadaşlarıyla camdan aşağı atıldı…
Kırılan ve sakat kalan eli yüzünden mimarlık hayatı bitmişti…
Sonraki yıllarda çocuklarını alarak Ankara’ya taşındı, elçilikte çalıştığı günlerde bizim kader çizgilerimiz kesişmişti…
Her şeye rağmen Türkiye’yi deli gibi seven, asla toz kondurmayan o yakışıklı adamı biraz utanç, biraz gıpta ile izlerdim…
Sonradan…
“Atatürk’ün evinin Rumlar’ tarafından bombalandığının” yalan olduğu ortaya çıktı…
Demokrat Parti ekonomide sıkışmıştı…
Dış politikası çökmüş, içeride itibar kalmamış, gitme korkusu sarmıştı yönetimi… Toplumdaki tepkiler ise giderek artıyordu…
Olayları bahane ederek başta Aziz Nesin, Kemal Tabir gibi muhalifler olmak üzere, susturmak istediklerini “6-7 Eylül olaylarının sorumlusu” diye tutukladılar…
Suçlananlar arasında olaylardan çok önce ölmüş dört rahmetli de vardı…
Neyi çağrıştırdı sizde?..
Aynen…
Hiç değişmiyorsun kanlı el…
Patlayan bombaların, kirli oyunların, yalan tezgâhların, eli palalı yandaşların, sana hâlâ inanan ve peşine takılan gelişmemiş yığınların ile yine oradasın…
Her eylül başı bizler utanırız…
Sen utanma…

Bekir Coşkun:

------
Sen AKP'li misin? otur şuraya konuşma ve dinle.
Sen yaptın Libya'da zulmü , sen yaptın Mısır'da zulmü, sen yaptın Suriye'de zulmü,
sen sebep oldun Irak’taki iki milyon insanın ölmesine 1 milyon kadının dul kalmasına..
Senin konuşmaya hakkın yok.
Dinle ve tövbe et!!
!
__._,_.___

23 Ağustos 2013 Cuma

CELÂL BAYAR, 27. YIL; NACİ AKIN & SAMET OCAKOĞLU

23 AĞUSTOS 2013 CUMA

BAK LİNK ::: NACİ AKIN; MANİSA

CELAL BAYAR’I MİNNETLE VE ŞÜKRANLA ANIYORUZ


NACİ AKIN
MANİSA OLAY
            III. Cumhurbaşkanımız Celal Bayar’ı Hakka yürüyüşünün 27. Yılında rahmetle, minnetle ve şükranla anıyoruz. İlimizin ilim ve irfan yuvasına, üniversitemize adını veren Celal Bayar Manisa için de en az doğum yeri Bursa kadar önemli bir isimdir. Zira Bayar hem Osmanlı Meclisi Mebusanında ve hem de Büyük Millet Meclisinde Saruhan Mebusu olarak görev yapmış, milli mücadelede sivil direnişin örgütlenmesi ve Akhisar cephesinin oluşumunda Galip Hoca kimliği ile çok önemli işler başarmış bir milli kahramandır.
Onu asıl önemli kılan ise Atatürk’ün son Başvekili olması ve Türkiye Cumhuriyetinde serbest seçimlerle iş başına gelmiş ilk ve sivil Cumhurbaşkanı olmasıdır. Celal Bayar’ı bu kadar önemli kılan diğer bir husus da, Cumhuriyetin değerleriyle milletin değerlerini bir arada sahiplenmeyi başarması, halkı teba olmaktan kurtarıp vatandaş olduklarını hatırlatması ve bir başka deyişle devletle milleti barıştırabilmesidir. O yüzdendir ki siyasal İslamcılar, gericiler, yobazlar da, İnönü’cü CHP’liler ve seçkinci siviller de, Kürtçülük davası güdenler de onu hiç sevmemişlerdir. Zira Bayar ve onun Başvekili Adnan Menderes uyguladıkları tüm yurttaşları kucaklayan, sivil, demokratik ve özgürlükçü politikalarla bu odaklara istismar edecek malzeme bırakmamışlar ve taraftar toplamalarına fırsat vermemişlerdir.
Celal Bayar’ın babası Abdullah Fehmi Efendi ailesi ile birlikte 93 Harbiyle (1877-1878) Osmanlının Balkanlardaki kayıpları sonrası Plevne’den göç ederek Bursa’nın Gemlik ilçesi Umurbey köyüne yerleşmişlerdir. Mahmut Celalettin (Bayar) da 1883 yılında Umurbey’de dünyaya gelmiştir. Abdullah Fehmi Efendi ilmiye sınıfına mensup bir din alimiydi ve fıkıh dalında ihtisas sahibiydi, uzun yıllar Umurbey Rüştiyesinde Müdürlük yapmış ve bir süre de Gemlik Müftülüğü görevinde bulunmuştur. Mahmut Celalettin de din eğitimini babasından almış dindar ve vatansever olarak yetiştirilmiştir. Onun Başvekilliği döneminde dindarlar üzerinde baskı oluşturulmamış, Hatay Cumhuriyeti de onun döneminde Türkiye Cumhuriyetine ilhak olmuştur.
Bayar dindar bir devlet adamıydı ancak bir o kadar da Cumhuriyetin temel değerlerine bağlı ve asla dinin siyasete alet edilmemesinden yanaydı. Nitekim Ezanın özgün biçimiyle okunmasına izin veren kanunun çıkarılmasında asla bunu bir istismar vesilesi yapmamış, aksine bazı CHP milletvekillerini de ikna ederek onların da bu kanuna oy vermelerini sağlamıştır. Bayar, Menderes döneminde İmam Hatip Okulları ve Yüksek İslam Enstitülerinin açılmaya başlamasıyla hurafelerden uzak gerçek din eğitimi verilmeye başlanmıştır. Bayar Laik Cumhuriyete her ortamda sahip çıkarken, laikliği asla din ve dindarlar üzerinde bir baskı unsuru olarak görmemiş aksine laikliği din ve vicdan özgürlüğünün teminatı saymıştır. Bu nedenledir ki Siyasal İslam Demokrat Parti döneminde halkta karşılık bulmamış, Arap ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de yeşerememiştir. İşte bu yüzden din istismarcıları ve siyasal İslamcılar Bayar’ı hiç sevmemişler ve hep karalamaya çalışmışlardır. Dindar demokratlar ise hep kucaklamışlardır.
Siyasal İslamcılar bu düşmanlığı o kadar ileri boyutlara taşımışlardır ki; Bayar’ın Atatürk’ün cenaze namazını kıldırmadığı, Milli Mücadele tarihinde bir Galip Hoca figürünün olmadığı, Bayar’ın dindar olmadığı gibi asılsız iddiaları ortaya sürmekten bile çekinmemişlerdir. Hatta daha da ileri giderek Bayar ve Menderes arasında fikir birliği olmadığı, Menderes’in idamına Bayar’ın sebep olduğu gibi safsataları bile dillendirmekten kaçınmamaktadırlar. Bayar’ı, Demirel’i dışlarken Menderesli, Özallı fotoğraflarla halkı aldatmaya çalışmanın sebebi de budur.
Maalesef bu safsatalara Bayar’ın adını taşıyan güzide üniversitemizin öğretim üyesi bir sözde bilim adamı da katılmaktadır. Bu zatın lisansı ilahiyattır, tarih doktorası yapmıştır ve ortaçağ tarihi profesörüdür. Yani yakın siyasi tarihimizle ilgili bir ihtisası yoktur, Bayar’ı ve Türk siyasi tarihini bilmediği ve sadece ideolojik bakış açısıyla konuştuğu her sözünden belli olmaktadır. Tarihi gerçekleri saptırmak, yalan yanlış iddialarla halkın zihinlerini bulandırmak bilime ihanettir ve bir bilim adamına da asla yakışmamaktadır. Ona göre, Celal Bayar bir Milli Kahraman değildir, Galip Hoca diye bir figür yoktur, Menderes ise sadece bir toprak ağası ve çiftçidir. Bu sözde bilim adamına göre Demokrat Parti Milli Şef İnönü’nün karşısına daha güçlü bir lider koymak zorundaydı ve o yüzden İnönü’nün yok etmeğe çalıştığı Atatürk’ü yeniden dirilttiklerini iddia etmektedir. Bu iddialara kargalar bile güler. Yerli, yabancı, taraflı, tarafsız yapılan bütün araştırmalar göstermektedir ki; 14 Mayıs vakası halkın oligarşik diktaya karşı başkaldırısı, hürriyet ve demokrasi talebi, hür ve eşit vatandaşlık taleplerinin bir sonucudur.
Benim Sayın Pakdemirli’den ricam Bayar’ın adını taşıyan üniversitede bir “Celal Bayar Araştırma Enstitüsü” kurması ve bu kabil safsatalar yerine gerçek bilim adamlarının katkılarıyla Celal Bayar’ın tarihi, siyasi kimliğini, Demokrasi tarihimizin, bilinmeyen yönlerini, tarihi gerçeklere ve bilimsel verilere dayanarak ve bir bilim adamı hassasiyetiyle araştırılmasını sağlamaktır. Böyle bir araştırmaya şahsen ben ve Demirci’deki Atıf Akın kütüphanesinde yer alan arşivimizle de katkı vermeye hazır olduğumu şimdiden taahhüt ediyorum. Sanıyorum Celal Bayar Vakfı ve Bayar’ın torunları Prof. Emine Gürsoy Naskali ve Prof. Akile Gürsoy Hanımefendiler de aynı duyarlılıkla desteklerini esirgemeyeceklerdir.
Seçkinci siviller, jakobenler, solcular, katı laikçiler, İnönücüler de asla Bayar’ı sevmemişlerdir. Zira Bayar Milli Şeflik döneminde bastırılan din ve vicdan hürriyetlerine, milletin inanç değerlerine sahip çıkmış, Ezanın özgün haliyle okunmasına dair yasakları kaldırmış, din hizmetlerini ve din eğitimini yaygınlaştırmış, teşebbüs hürriyeti ve daha liberal ekonomi anlayışını savunmuş, demokratikleşme hareketlerini başlatmıştır. Hepsinden önce bürokratik oligarşi ve seçkinci yönetim anlayışını terk ederek halkın büyük oranda yönetime katılmasını sağlamıştır. Çarıklı, kasketli, poturu yamalı diye aşağılanan halk vatandaş olduğunu hissetmiş, devlet erkanıyla, paşazadelerle, beyzadelerle, mütegallibe ile eşit haklara sahip olduğunu anlamıştır. Dahası, Milli Şeflik döneminde, paralardan, pullardan, devlet dairelerinden Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması, Atatürk’ten sonra ikinci adam, Milli Şef yaratılmak istenmesi çabalarına son vermiş Atatürk’e yeniden itibar kazandırmıştır. Yıllardır sürüncemede bırakılan Anıtkabri tamamlatmış, Atatürk’ün etnografya müzesindeki na’şını muhteşem bir törenle ebedi istirahatgâhına tevdi etmiştir.  Mustafa Kemalin Cumhuriyeti kurarken hedeflediği ancak muhtelif girişimlere rağmen sağlığında gerçekleştiremediği Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırma hedefini gerçekleştirmiştir. Mustafa Kemalin “ Köylü milletin efendisidir” ve “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözleri onun döneminde anlam kazanmıştır. Kısacası Bayar ve Menderes Atatürk’e yeniden hak ettiği değeri kazandırmakla sözde Atatürkçülere istismar edecekleri alan bırakmamışlardır.
Kürtçüler de Bayar’ı sevmezler. Zira Bayar, İsmet Paşanın uyarısına ve engel olmaya çalışmasına rağmen doğu ve güneydoğu Anadolu’da partisinin teşkilatlanmasını gerçekleştirmiş yöre halkının siyaset yoluyla devlet idaresine katılımını sağlamıştır. Demokrat Parti adayları da teşkilat üyelerinin iradesi doğrultusunda yöre halkının taleplerine uygun olarak belirlenmiş, gerek yerel yönetimlerde ve gerekse TBMM’de yönetime bilfiil iştirak etmişlerdir. Böylelikle Kürt asıllı vatandaşlarımız Türkiye Cumhuriyetinin asli unsurları ve eşit yurttaşlık haklarına sahip olduklarını idrak etmişler, ayrılıkçı görüşler taşıyanlara prim vermemişlerdir. Bu nedenledir ki Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı ve DP iktidarı döneminde hiçbir silahlı kalkışma olayı yaşanmamıştır. Bu politikalar sayesinde kendilerine zemin bulamayan ayrılıkçı Kürtçüler bu yüzden Bayar’ı hiç sevmezler.
Bugün serbest seçimler sonunda seçilmiş ve ilk sivil cumhurbaşkanımız merhum Celal Bayar’ın 27. Ölüm yıldönümü. Doğduğu köy Umurbey’de ailesinin kurduğu Celal Bayar Vakfının imkanlarıyla yapılan anıt mezar, müze ve kütüphanenin bulunduğu komplekste devlet töreniyle anıldı. Devlet töreni olmasına rağmen devlet çok düşük profilde katılım sağladı. Kurucusu ve ilk genel başkanı olduğu Demokrat Parti ise il, ilçe yöneticileri düzeyinde iştirak etti. Oysa Genel Başkan Gültekin uysal daha iki gün önce Bursa’da sünnet şölenine katılmıştı, bu güne de kalamaz mıydı? Neyse ki idealist demokratlar, vefalı dostlarının evlatları, torunları oradaydılar. Konjonktür gereği yolunu şaşırıp CHP milletvekili olan demokrat misyonun evladı dostumuz Turan Tayan da oradaydı.
Bugün artık Türk milleti bir Mustafa Kemal çıkaramayabilir ama Galip Hocaya ve onun misyonuna o kadar ihtiyacımız var ki…   


LİNK :: GERÇEK BİR "DEMOKRAT" SESLENİYOR

SAMET OCAKOĞLU, DP
Kime: gercek.demokrat@hotmail.com
***
Çok değerli Mustafa Nevruz SINACI Beyefendi
Kurucu Genel Başkanımız, Merhum 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın 27. ölüm yıl dönümünde Sayın Gültekin UYSAL'ın yayınladığı açıklamayı benimle de paylaştığınız için teşekkür ederim.
Siz değerli arkadaşımızın bu şerefli misyonun sadece bugün için değil gelecek nesillere içinde emanet ve istikamet olan öğretimizi diri tutmak için gösterdiğiniz saygıya değer çabalarınızı takdir duygularım ile izliyorum.
Bu değeriniz, Misyonumuza liderlik çağrısı yaptığım dönemde Türkiye'ye takdim ve vaad ettiğim yönetim kadroları arasında size de yer vermek sorumluluğunu bana yüklemişti. 
Buna Türk basını şahittir.
Mahmut Celal, Galip Hoca ve 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar uzaklaştıkça heybeti ortaya çıkan sıra dağlar gibidir.
Medeniyetimizi yok etme, topraklarımızın kaynaklarını ele geçirme emelleri önüne dikilen ve egede uyguladığı arındırma politikaları ile bütün yolsuzluk şebekelerinin şimseklerini üzerine çeken Mahmmut Celal'den kurtulmak isteyen melanet yuvaları devrin jurnal sistemini çalışltırarsak Mahmut Celal'den iftiralarla kurtulmak için entirika üzerine entirika çevirirleirken, yönetimin görevlendirdiği Kuşçubaşıeşref   Bayar hakkında araştırmaları ve takipleri sonunda bir rapor hazırlamıştı. Onurlu insan Kuşcubaşı Eşref, Bayar'ın ve bu toprakların kaderini etkileyen, Mahmut Celal Hakkında payitahta gönderdiği raporunda, dönemin en heybetli adamının ölmeyecek kadar yemek yediğini ve haysiyeti ile görev yaptığını yazmıştır.
Celal Bayar, Milli Mücadele'deki büyük fedakârlıkları, kahramanlıkları ve hizmetlerini anarken, son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ındaki  o yüreksiz ve kişiliksiz kalabalıklar içinde Misak_ı Milli'yi kaleme alan 8 kişiden birisi olduğunu ve Osmanlı Meclis-i Meb'usanını göreve davet eden. Bütün Anadolu’ya ışık olan konuşması ile İngilizlerin Meclisi Meb'usan'ı basma kararlarını erkene almasına neden olan adam olduğunu elbette hatırlamak gerekir.
Ben, babamın kurucu Genel Başkanı Bayar'ı tanırım. Onu pek alanda anlattım ve savundum. Yapabilmekten memnunum. 
Büyük bir hukuk mücadelesi olan 4'lü takriri hazırlayıp, savunurlarken  gerçekte demokratik rejimimizi yapılandırıyorlardı... Bedeli olmayan bir tek kazanımımız yoktur sözünün en güzel örneklerindendir. Bayar'ın 4'lü takrirden sonra başına gelenlerden sonra İzmir’e geldiğinde '' adeta devletin şimşekleri kafamda çakıyordu'' sözleri siyasetçiler hatta siyasete yeni girecekler için adeta bir ders niteliğindedir.
Demokrasinin ebedi şifresi olan Sine-i Millet kavramının anahtarı olan Hürriyet Misak-ı bildirisi; Celal Bayar'ın 1947 karanlığının aydınlatılabilmesini ana dava olarak görüp, arkadaşlarından  çözümü bulmalarını  istemesi ile ortaya çıkmıştır.

27 Temmuz 2013 Cumartesi

ÜLKEYİ HASO'LAR VE MEMO'LARMI YÖNETECEK?...

27 Mayıs Darbesinin ‘Hasoları Memoları’
İKTİBAS; 2013-06-06 12:50


Haluk Öztürk

Bu yıl 27 Mayıs 1960 Darbesinin elliüçüncü yıldönümü. Her yıldönümünde darbenin amaç ve sonuçları üzerinde uzun uzadıya tartışılır. Son yıllarda resmi devlet politakalarının giderek sorgulandığına ve kemalist devlet ideolojisinin ciddi bir şekilde köşeye sıkıştırıldığına da tanık oluyoruz. Ama darbenin yapılmasında ‘‘Kürt halkının özgürlük mücadelesi ’’ve ondan duyulan korkunun asıl nedenlerinden birisi olduğu gerçeği yeterince açıklanmış değil. Tıpkı daha sonra ki 1971 ve 1980 cuntalarında olduğu gibi...

27 Mayıs 1960 Darbesinin bu yıldönümünde, darbenin mağdurlarından Ağrı milletvekili Halis Be`yi (Öztürk) ve zulüm görmüş bütün kürt şahsiyetlerini saygıyla yad etmek için, o günlere ait bazı olayları ve anı notlarını paylaşmak istiyorum.

Ama önce konuyla ilgili bir anımı anlatayım: Bir kürt olarak ben bu askeri zorbalığın mağduru olduğumda dört veya dört buçuk yaşında idim. Köyümüze siyah renkli kocaman makinelerle gelen bazı adamlar, anlamadığım bir dilde bağırarak konuşuyorlardı. Ellerinde silahlar vardı. Kimdi bunlar? Ne istiyordular bizden? Neden bizleri korku ve dehşet içinde bırakarak, o an köyde bulunan amcamı ve diğer bütün erkekleri tekme tokat makinelere bindirip götürdüler? Kadınlar hem ağlıyor, hemde küfür ediyordu bu ‘’eskerê romê” denen adamlara. O günden beri askere ve askeri cemselere hep antipatiyle bakarım.

İlk okula başladıktan sonra o askerlerin dilini öğrenmeye başladık. Tatil zamanlarında köye geldiğimizde, okulda öğrendiğimiz bir kaç türkçe kelimeyi kullandığımız an büyüklerimizden hemen tepki görüyorduk. ‘’Rom’un dilini konuşmayın evde, sadece okulda konuşun’’ diyorlardı. Bütün bunların nedenini yıllar geçtikçe daha iyi anlıyorduk. Orta okul - lise çağına geldiğimizde, yaşadığımız bu durumun tipik bir ‘’sömürge –sömürgeci’’ ilişkisi oduğunu kavradık. Tarihimizi öğrenme çabasına girdik. Meger bu zulüm yeni değilmiş!

Çok partili sisteme geçiş, kürtlerde iyimserlik

30 yıla yakın süre boyunca devletin tek hakimi olan CHP’nin yaptığı zülmün artık son bulması veya hafiflemesi umuduyla kürtlerin büyük bir bölümü çok partili sisteme geçiş meselesine sıcak baktılar ve desteklediler. Halis Bey de öyle düşündüğü için DP’ye katılarak üç dönem (10 yıl) Ağrı’dan milletvekili olarak seçilir ve böylece tekrar aktif siyasete katılır.

Qazi Muhammed’e kutlama mesajı 

Halis Bey’in Ağrı Dağı Direnişinden sonra idam edilmeyişine hayıflanan Milli Şef İsmet İnönü , onun siyasete girmesinden rahatsızdır. Daha DP’nin ilk kuruluş döneminde CHP ve subaylar Halis Bey’i siyasetten uzak tutmaya çalışırlar. Mehabad Kürt Cumhuriyeti Başkanı Qazi Muhammed’e kutlama mesajı göndermiş suçlamasıyla 1946 da tutuklanır. Günlerce sorguya alınır, her sorulduğunda ‘Hayır göndermedim, siz bana iftira atıyorsunuz! Ama keşke gönderebilseydim. Bu benim için bir şeref vesilesi olurdu. ‘’ diyerek direniyor.

Buna benzer bildiğim daha birçok zorbalık örneği vardır (Bizat Halis Bey’in kendisinden ve bugün hayatta olan büyük oğlundan dinlediklerimi burada yazıyı uzatmamak için anlatmıyorum. Belki ilerde bir kitap çalışmasında, bunları ve Yassıada ile Kayseri Cezaevinde kalmış DP’li milletvekillerin anı kitaplarından, Halis Bey’le ilgili olan anıları derleyip yayınlarım).

‘’Bizi Hasolar Memolar mı yönetecek’’

Demokrat Parti iktidara gelince ‘’Bizi Hasolar Memolar mı yönetecek’’ diyen CHP ve asker-sivil burokrasinin etrafına kümelenen şehirli zümre ‘’demokrasinin nimetlerinden kürtler yararlanır, cumhuriyetimizin geleceği tehlike altına girer’’ propagandasını ağızlarına pelesenk yapmışlardı. İsmet İnönü’nün damadı tarafından çıkarılan ‘’AKIS’’ dergisi ve diğer bazı kemalist yayınlar Halis Öztürk’ün aleyhinde yazılar, karikatürler yayınlıyordu. Haso Memo diye kast ettikleri Halis Bey, Şeyh Selahaddin İnan, Abdulmelik Fırat, Diyarbakır milletvekilli Mustafa Ekinci ve diğer bazı kürt asıllı milletvekilleri idi. Bazı CHP’liler bunların kürtlük davasını meclise taşımak için geldiklerini iddia ediyorlardı. Onlara göre o davanın (kürtçülük) teorisyeni Diyarbakır milletvekili Mustafa Ekinci, militanı ise Ağrı milletvekili Halis Öztürk’tü... Mustafa Ekinci öldükten sonra (1958) Halis Öztürk yanlız kalmış emelinden vaz geçmişti...

Pekçok konuda olduğu gibi bu konuda da CHP yalan söylüyordu. Çünkü o da birçok kürt şeyh ve ağalarını oy deposu olarak görüyor ve Kemalist Cumhuriyetin ‘yeminli dostları’ olarak onlara yatırım yapıyordu. Bunların bir kesimi Şeyh Sait, Ağrı ve Dersim hareketlerinde öncü konumundaki ailelerdi. CHP’nin onlarla olan dostluğu onlarca yıl sürdü ve hala yer yer devam ettiği biliniyor.

Tutak’ın köylerinde silahlar toplanıyor

1959"da bölgede yeni bir isyan hazırlığı var şüphesi (veya bahanesi?) ile Tutak’ın köylerinde silah araması yapılıyor. Bu geniş operasyondan amaç, önleyici bir tedbir olarak Kürtlere gözdağı vermekti. Çok az sayıda tüfek ve tabanca ele geçirildiği halde, silahların sayısı çok abartılarak açıklanıyor ve böylece tehlikenin ‘varlığına’ işaret ediliyordu. 2008 de Ecevitin gizli arşivinden çıkarılıp kamoyu ile paylaşılan Cemal Gürsel’in ‘’1961 Kürt raporu’’ kürt sorunundan duyulan korku ve endişenin ne kadar futursuzca abartıltığını bir kez daha ortaya koyuyordu. Halis Bey’in Barzani’ye yardım gönderdiği için yargılanması isteniyordu.

49’lar olayını anlatan bazı aydınlarımız, tutukluların serbest bırakılmasına yardım etmesini istemek için Halis Bey’e gittiklerini, ama onun bu işe yanaşmak istemediğini yazdılar, oysa devletin gözü zaten sürekli üstündeydi Halis Bey’in. Buna yanaşmamasının haklı gerekçesinden nedense bahs etmiyorlar, hatta avukat tutabilmek için para toplama görevini üstlenen dört kişilik komiteden bir kişinin Halis Bey’in Ankara Hukuk Üniverstisinde okuyan oğlu Salih Öztürk olduğundan da behs etmiyorlar... (Sadece bu komitenin içinde yer alan Şerefettin Elçi bir röportajında bundan bahs etmiştir).

Cemal Gürsel’in kürt raporu ve darbe sonrası

Askerler 27 Mayıs’ ta Kürt sorununa ittihatçılar gibi ‘hicret çözümü’’ öneriyordu. Kürdistan demografisini kürtlük aleyhine çevirmek, asimilasyonu hızlandırmak ve bunun için özellikle kürt kadınını türkleştirmek; zor kullanarak Kürtlerle Lazların yerlerini değiştirmek, 2500 kürt ileri gelenini idam etmek, önerilen belli başlı tedbirlerdi! Hasta ve barbar bir zihniyete sahip olanların takipçileri günümüzde de var. ‘’Ergenekoncular ‘’ gibi!

27 Mayıs darbesinin arifesinde ortaya çıkan 49’lar davası, Sivas Toplama Kampı ve ileri gelen 55 kürd’ün sürgüne gönderilmesi, bütün bunlar, birbirine yakın zaman kesitlerinde cereyan etmiş, içiçe geçmiş olaylardır. Bunlar kürt aydınları tarafından kısmen irdelenmiş ve analiz edilmiş olmakla beraber, henüz tamamiyle bir tarih bilinci olarak toplumun hafızasında gerekli yerini almış sayılmazlar.

Sivas Kampından batı Anadoluya sürgün edilen 55 kişiden 11 kişi Ağrı’dandı. Halis Bey’in bir kardeşi, bir amcazadesi ve damadı olan bir yeğeni ile birlikte kendisine öteden beri bağlı, yakın dostlarıydı. Tahmin edebileceğimiz gibi, bunların dışında pekçok şeyh ve ağa vardı Ağrı yöresinde, ama acaba neden sadece Yassiadada tutuklu olan Halis Öztürk’ün akrabaları ve yakın dostları?.. Kanımca bu sorunun arkasında yatan neden devletin Halis Öztürk’e ve ailesine her zaman potansiyel düşman gözüyle bakmış olmasıdır.

Celal Bayar’la Halis Bey arasında geçen diyaloglardan

Bir buçuk yıl Yassıada tutuklu kalan Halis Bey’e, 10 yıl müdetle ağır hapis cezası verildi ve ömürboyu amme hizmetlerinden men edildi. Kayseri hapishanesine konuldu. Burada Celal Bayarla sık sık bir arada oldular ve aralarında geçen birçok ilginç diyaloglara tanıklık edenlerden biri olan rahmetli Abdulmelik Fırat, anı kıtabında bu diyaloglardan birini şöyle anlatıyor: Bayar’a hitaben de: ‘’Dört sene seninle hapishanede yattım; bir dört sene de İsmet İnönüyle yatsaydım gözüm arkada kalmazdı. Hiç olmazsa bizi ezenlerin bir kısmı bizimle bu zulümleri beraber yaşasalar belki akılları başlarına gelir, zulüm etmenin ne kadar kötü olduğunu ancak anlarlar’’demişti.

Başka bir sohbette de Bayar kendisine sorar: ‘’Halis Bey, her zaman dikkatimi çekıyordu, her gelişimde herkes önümden ayağa kalkıyordu, bir tek sen kalkmıyordun. Neden? Korkmuyormuydun?’’ Oda şu cevabı veriyor: ‘’Sen başbakan iken Seyit Rıza’yı idam eden kişisin. Önünde ayağa kalkmak kanıma dokunuyordu da ondan... Hayır korkmuyordum. İtiraz edip üzerime adam gönderseydin, onlar bana dokununcaya kadar senin işini hal ederdim. Sen de bunun farkında olduğun için sorun yapmadın‘’ der.

Halis Öztürk’e tavassut ve Bakan Dr. Yusuf Azizoğlu’nun istifaya zorlanması

1963 yılında Kayseri hapishanesinde yatan bütün tutukluların kendi il sınırları dahilinde ailelerine yakın hapishanelere nakil edilmesi kararlaştırılıyor. Sadece Halis Öztürk’ün bu haktan yararlanmasına musade edilmiyor. Bunun üzerine Halis Bey, Dr. Yusuf Azizoğlu’ya konuyla ilgilenmesi için haber gönderiyor. Sağlık bakanı sıfatıyla Azizoğlu Ağrı Valisini telefonla arıyor ve bu konuyu kendisiyle konuşuyor. Vali durumu ortak kabinenin İnönü’cü içişleri bakanı Hıvzı Oğuz Bekata’ya şikayet ediyor. Yusuf Azizoğlu kürtçülük yapmakla suçlanıyor. Delili ise bir doğu (kürt) derneğine parasal yardım yapması ve Halis Öztürke tavassut etmesi. Konu iki gün mecliste tartışıldıktan sonra her iki bakanın da istifasıyla sonuçlanıyor. İçişleri bakanının istafa etmek zorunda kalması, bugüne kadar yazılıp çizilmemiş ilginç bir nedene dayanıyor: Halis Bey’den dolayı eski DP bakanlarından Samet Ağaoğlu, Bekata’nın annesinin bir randevu kadını olduğuna dair bilgileri belgeleleriyle birlikte Yusuf Azizoğluna iletmesidir.

Yassıada ve Kayseri Hapishanelerinden diğer bazı anılar: 

Şimdiye kadar Yassıada ve Kayseri günlerini anlatan pekçok anı kitabı yayınlanmış ve yayınlanıyor. Kürtlerden, anılarını kitaplaştıran rahmetli Abdulmelik Fırat ve rahmetli Muş milletvekili Gıyasettin Emre dışında kimseye rastlamadım. Halis Bey’ın çok renkli, serüvenlerle dolu anıları ise parça parça olarak daha çok türk asıllı yazar-edebıyatçıların anı kitaplarında yer alıyor. Bunlardan birkaçını aşağıda okuyuculara sunuyorum.

YASSIADA TOPLAMA KAMPI"NDAN İBRET SAHNELERİ
İsmail Küçükkilinc 


Ağrı Milletvekili Halis Öztürk ile Fikri Karanis arasında Yassıada’da havalandırma esnasında geçen konuşma tam bir ibret numunesi: “ Bir ara gözüm, alanın ortasında, iki üç metre yükseklikteki kayanın ötesine berisine tünemiş sekiz on kişiye ilişti. Yaklaşınca bunların tamamının Kürt kökenli milletvekilleri olduğunu fark ettim. Ağrı milletvekili şöhretli Halis Öztürk iri cüssesi ile kayanın neredeyse büyük kısmını kaplamıştı. Bu arkadaşlar, yüzleri asık, düşünceli, benzetilmek istenirse, kapalı bir yere tıkılmış, doğadaki dekoruna da uygun bir kayalık üzerindeki alıcı kuşlara benziyorlardı. Tabii kanatları tüyleri yolunmuş olarak. Halis Öztürk’e takıldım: ‘Kürdoğlu; galiba burayı Ağrı’nın tepeleri sandın. Bıraksalar uçacaksın memlekete doğru’. Halis’in cevabı düşündürücü ve esprili idi: ‘Gülersin Lazoğli. Beni aylarca bir İsmet Paşa hökümatı, ordusu ile dağlardan sökememiştir. Meğer ben Menderes hökümatından guvvetli imişim o zaman. Biz Bayar’ı, Menderes’i bir hökumat bilip arkalarına düştük. İki saatte teslim bayrağını çektiler. Ona yanarım..’” (Fikri Karanis, Koltuk Değnekli Demokrasi ve 27 Mayıs Darbesi s.399-400).

Samet Ağaoğlu’nun ‘’Yassıada, Kayseri ve Topbaşı Cezaevi Günlükleri’’ kıtabından: 

07.09.1961 Perşembe

Arkadaşlar aralarında Şeyh Selahattin’le [İnan] Ağrı Mebusu Halis [Öztürk] derin düşünceler içinde. Selahattin Halis’in ruhunu karartıp duruyor, ‘’Bizi bir kere yakaladılar. Artık bırakmazlar’’ diyor. Halis’in derdi biraz başka. On altı arkadaşı ile iki taburu yarıp geçtiğini hatırlıyarak bugünkü aczine lanet okuyor!


Kocaeligazetesi

8.02.2012, Cazim Gürbüz - Siyasal Gülmeceler

Şark’ta kim şekavet yapacak? 

Babamın halasının oğlu Ekrem Ocaklı, Demokrat Parti’den Gümüşhane milletvekilliği yapmıştı 1954-1957 döneminde. 1969 yılında üniversite öğrencisiyken kendisini ziyaret etmiştim, o ziyarette anlatmıştı Ağrı Milletvekili Halis Öztürk’ün dediklerini.
Halis Öztürk, ya da yöresindeki adıyla “Sipkanlı Halis Bey”, 1930 Ağrı isyanının dört elebaşından biri. Yargılanıyor, bir süre hapis yatıyor, sonra af çıkıyor, serbest kalıyor. DP döneminde de milletvekili oluyor üç dönem. Halis Öztürk’le Ekrem amcam yan yana oturuyorlarmış mecliste, kürsüye hiç çıkmayan, Türkçesi de kıt olan güneydoğulu bir milletvekili söz almış birdenbire. Halis Öztürk şaşırmış: “Ola, bu herif ne diyecek?” diye merak ediyormuş. O milletvekili başlamış konuşmaya, diyormuş ki “Şark’ta şekavet hadiseleri (yani doğuda eşkıyalık) oluyor, hökumat uyuyor mi?”. Halis Bey kahkahalarla gülmeye başlamış, yerinden seslenmiş: “Ola oğlum geç yerine, otur otur, yahu şarkta kim şekavet yapacak, sen de buradasın, ben de buradayım!”





18 Temmuz 2013 Perşembe

CHP'NİN İHTİRASI DARBEYE NEDEN OLDU!...

Menderes'in vekili Kurmel:
CHP’nin ihtirası darbeye sebep oldu

27 Mayıs 1960 döneminin Demokrat Parti (DP) Kayseri Milletvekili Hakkı Kurmel, yıllardır süren suskunluğuna darbenin yıl dönümünde son verdi. CHP’nin ihtirası ve askerlerin maaş azlığı bahanesinin darbeye sebep olduğunu vurgulayan Kurmel, "İsmet İnönü cumhurbaşkanı olmak için darbeyi teşvik etti. Alparslan Türkeş de cuntayı kuran asıl kişidir. İnönü istese Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamını önleyebilirdi. Kinden dolayı idamları önlemedi. Bu milletin DP’ye olan bağları, İnönü’de CHP’nin rey ile iktidara geleceği umudunu azaltmıştı.” dedi.

DP Kayseri Milletvekili Hakkı Kurmel, 27 Mayıs 1960 darbesi ile ilgili ilk kez Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) konuştu. O yıllarda Kayseri’nin Sarı kazasında hakimlik yapan Kurmel, verdiği hızlı ve doğru mahkeme kararlarından dolayı, bölgede ‘Sarı Hakim’ namı ile anılıyordu. Halkın kendisine gösterdiği itibar ile önce CHP'lilerce partilerinden milletvekili olması teklifi aldı. Ancak daveti kabul etmeyen Kurmel’e, aynı teklifi 1954 seçimleri öncesinde DP Maraş Milletvetkili Afet Kadıoğlu tarafından DP'ye katılması için yapıldı. Kurmel, dönemin iktidar partisinin bu teklifini düşünmeden kabul etti. Milletvekili adaylığı, kazandığı vekillik sınavının hemen ardından kesinleşti, 1954 seçimlerinde Kayseri’den 28 yaşında Meclis'e girerek, TBMM’nin en genç milletvekili unvanını kazandı.
İlk dönem, Meclis'te maliye ve bütçe komisyonlarında çalıştı, 1957 seçimlerinde bölgesinden yine vekil seçilerek, DP çatısı altında Meclis'teki yerini korudu.

DARBE İLE GÖZALTINA ALINDI
27 Mayıs 1960 darbesi gerçekleştiğinde Kurmel, önce gözaltına alındı, sonra serbest bırakıldı. Karanlık günler yaşayacağını anlayınca eşi ile İstanbul’daki yakınlarına gitti. Fakat bir müddet sonra, DP’nin tüm Türkiye’de göz altına alınan vekilleri gibi o da yeniden tevkif edildi, Davutpaşa Hapishanesi’ne atıldı. Hapishanedeki 7 DP’li vekil ile birlikte bir süre sonra yargılanmak üzere Yassıada'ya sevk edildi.

“KAYSERİ OLAYLARINDAN SUÇUM OLMAMASINA RAĞMEN İDAMLA YARGILANDIM”
Kurmel, Yassıada'daki tutukluluk günleriyle ilgili Ada kumandanı Yarbay Tarık Güryay’ın nakisesi fazla biri olduğunu ifade etti. Güryay’ın elinde sopa ile dolaşan ve sürekli mahkumlara şiddet uygulayan biri olduğunu anlatan Kurmel, kendisinin de fiziki ve psikolojik işkenceye maruz kaldığını, uygulanan şiddet sonucu gözünü kaybetme safhasına geldiğini, tutuklu bulunduğu 2,5 yıl boyunca eşini bir kere gördüğünü söyledi.

Kurmel, sözlerine şöyle devam etti: “Çok acı günler yaşadım. İdam edileceğim diye bekliyordum. Bir tarafta aileme duyduğum hasretim bir taraftan ölüm korkusuyla günlerimi geçirdim. Tüm milletvekilleri benim yaşadıklarımı gördü. Hepsi aynı yoldan aynı korkularla baş başa kaldı. İsmet İnönü’nün Kayseri’ye girişine mani olduğum ve anayasaya aykırı davranışlarda bulunduğum gerekçesiyle iki kere idamla yargılandım. Benim anayasaya aykırı bir davranışım söz konusu değildi. İnönü’nün de Kayseri’ye girişini ben engellemedim. İçişleri Bakanı Namık Gedik, İnönü’nün Kayseri’de yapacağı tahripkar konuşmadan dolayı, halkın isyan çıkaracağı ve ortalığın karışacağı endişesini taşıyordu. Bunun için İnönü’nün Kayseri’ye girişinin engellenmesi taraftarıydı. Fakat ben kendisine böyle bir endişenin, yersiz olduğunu Kayseri’de böyle bir durumun yaşanmasının ihtimal dâhilinde olmadığını söyledim. Benim bu şekilde beyanım olmasına rağmen, bu olaylardan idamla yargılandım.”

“İNÖNÜ DARBE YAPILMASI İÇİN ASKERE HABER GÖNDERDİ”
Eski DP Kayseri Milletvekili Hakkı Kurmel, 27 Mayıs Darbesi’nin gerçekleşmesinde İsmet İnönü’nün büyük rolünün olduğuna işaret etti. Atatürk ve Fevzi Paşa’nın orduyu siyasetin dışında tutma gayretlerine rağmen, İnönü’nün TSK’yı siyasetin içine çekmek için gayret gösterdiğini belirten Kurmel, darbeden önce CHP liderinin TSK’ya ihtilal yapmaları konusunda sürekli haber gönderdiğini açıkladı.

Kurmel, konu ile ilgili şu bilgileri aktardı: “Paşa, 1957 seçimlerinden önce uzantısının bulunduğu gruba haber gönderdi, ‘Beklesinler bu seçimleri alacağız.’ dedi. Fakat seçimleri DP kazanınca, cuntacılara tekrar haber yolladı: ‘İhtilal yapsınlar.’ Bunlar, yaşanan vakalar. Bunların duyumlarını da alıyorduk. Ayrıca Talat Aydemir, savunmalarında da bunu itiraf etti.”

“ASKERLERİN MAAŞLARI AZ OLDUĞU İÇİN DARBEYE DESTEK VERDİLER”
Darbe öncesinde subayların maaşlarını yetersiz bulduğunu sürekli gündeme getirdiklerini hatırlatan Kurmel, “Subayların büyük çoğunluğu, maaşları az olduğu için darbeye katıldı. Darbe yapıldıktan sonra, beni Harbiye’ye götürdüklerinde bir subay, ‘Pabucumuzun altı delikti.’ dedi. Bazıları ceplerinde bulunan son 10 kuruşu bana gösterdi. Maaşlarının azlığından yakındı. Bir üsteğmen de bir avukat kızla evlenecekken, kızın ailesinin kendilerine engel olduğunu söyledi. Kızın babasının, kızına ‘Askerlerin açlıktan nefesi kokuyor. Açlığa mı kendini mahkûm edeceksin.’ dediğini aktardı. Bu durum subayın gururunun kırılmasına sebep olmuş. Yaşadıklarımız ve duyduklarımız, bize askerlerin maaşlarını artırmak için bu işe giriştiklerini gösterdi.” diye konuştu.

Kurmel, ‘Baret ölçüsü’ içerisinde herkesin maaşlarına zam geldiğini kaydederek, “Hükümetimiz döneminde, onlar farklı bir ayrıcalık istiyordu. Maliye Bakanı Hasan Polatkan bir konuşmasında askerlerin maaş zamları ile ilgili şöyle konuşmuştu: ‘Baret var, farklı bir şey yapamayız. Yarın bir mühendis ve doktor çıkar, benim askerden ne farkım var, derse ne yaparız? Bunun için maaşlarını artıramam askerilerin.’ dedi. Askerler, darbeye denk gelen günlerde maaşların azlığı ile ilgili şikâyetlerini fazlası ile gündeme getirmişlerdi. Nitekim, darbenin ardından maaşlarında önemli düzenlemeler yaptılar. Darbe, Halk Partisinin korkunç ihtirası ve genç subayların maaş derdinden dolayı gerçekleşti.” dedi.

“DP’Yİ YIPRATMAK İÇİN HER TÜRLÜ NEGATİF POLİTİKA İZLENDİ”
CHP’nin 1950 genel seçimlerinde muhalefete düştüğünü ve muhalif bir parti olmayı hiçbir zaman sindiremediğini vurgulayan eski DP Milletvekili Kurmel, üst üste gelen seçim mağlubiyetlerin, CHP’yi korkunç bir muhalefet yapmaya yönlendirdiğini anlattı. Bu muhalifliğin, çok tahripkâr, ahlaka sığmayan bir şekilde yapıldığını ve DP’lilere iftira atılmasına sebep olduğunu kaydeden Kurmel, cuntaya destek veren CHP’lilerin gazeteler, toplantılar ve mitingler ile de DP’yi yıpratmak için her türlü negatif politikaya yöneldiklerine dikkat çekti.

“DP DİKTAYA GİDİYORMUŞ HAVASI YAYDILAR; TÜRKEŞ DE FIRSAT BİLDİ, ÇETESİNİ KURDU”
Darbeyi, İsmet Paşa’nın tahrik ettiğini kaydeden Kurmel, “Basın da gerçek olmayan haberlerle halkı yalan bilgilere inandırdı. Sanki DP diktaya gidiyormuş gibi bir hava yaydılar. Asker de bu intiba altına girdi. Böyle bir ortamda Alparslan Türkeş de bunu fırsat bildi. Esas yıllardan beri iktidara gelmek isteyen Alparslan Türkeş’ti. Esas akrep başı da Alparslan Türkeş’ti. Etrafına topladığı genç subaylarla çete kurdu, ihtilalcı bir grup teşkil etti. Türkeş, 1940’lı yıllarda da mahkemelerde yargılanmıştı. İhtilal merakı olan bir adamdı. O tıynette bir adamdı.” şeklinde konuştu.

“GÜRSEL ZAVALLI BİRİYDİ, SUBAYLAR ÜZERİNDE ETKİ OLUŞTURMAK İÇİN GETİRİLDİ”
Tahkikat komisyonu kurulduktan sonra, İsmet İnönü’nün Meclis'te, ihtilalin tahrikini ‘Siz, tahkikat komisyonunu kurarsanız, bu ihtilal için bir gerekçedir.’ ifadeleri ile yaptığını hatırlatan Kurmel, bu ifadelerinin ardından, cuntacıların harekete geçtiğini, başlarında yüksek rütbeli bulunsun diye de Cemal Gürsel’i kukla gibi getirdiklerini söyledi. Kurmel, Gürsel’in darbecilerin başına geçmesini ise “Gürsel Osmanlı paşasıydı. Paşa, böyle bir kültürü, dinamizmi olan bir adam değildi. Zavallı, idare edilecek bir adamdı. Başlarına getirmelerinin gerekçesi ise diğer subayların üzerinde etki oluşturmaktı.” şeklinde açıkladı.

Kurmel, tahkikat komisyonunun darbe söylentilerini araştırmak için kurulduğunu da açıkladı. DP’lilerde ihtilal yapılacağı duygusunun hâkim olduğunu belirten Kurmel, “Ordudan ihtilal hareketi getirileceğini aklımıza getirmiyorduk. Tahkikat komisyonunu bunu araştırmak için kurduk. CHP, bunu ‘Dikta gelecek. Partimizi kapatacak’ şekline soktu.” dedi.

“İKTİDARI ELE GEÇİRME DÜŞÜNCESİ MBK’DA GRUP AYRILIKLARINI SAĞLADI”
Eski vekil, Milli Birlik Komitesi (MBK) üyeleri arasında neden anlaşmazlık çıktığını ve Alparslan Türkeş’in de aralarında bulunduğu 14’ler grubunun darbenin hemen ardından neden yurt dışına gönderildiği konularında da değerlendirmelerde bulundu. Türkeş ekibinin uzun vadeli bir iktidarda kalmayı hayal ettiklerini anlatan Kurmel, bu durumun CHP’yi destekleyen komite üyelerince bilindiğini, görüş ayrılıklarının da buradan kaynaklandığını vurguladı. CHP’nin iktidarı illegal yollarla ele geçirmeye çalıştığını ve İsmet Paşa’nın da cumhurbaşkanı sevdalısı olduğunu savunan Hakkı Kurmel, şunları anlattı: “Cemal Gürsel de bir defa İsmet Paşa’ya ‘Cumhurbaşkanı olmak için, gerdeğe girecek damat gibi heyecan içindesin.’ dedi. İsmet Paşa’nın bu sevdası etrafında şekillenen bir grup ile Türkeş’in kendi grubu arasında görüş ayrılığı yaşandı. CHP, taraftarı grup egemen olunca da Türkeş ve arkadaşları farklı ülkelere gönderildiler.”

“İSMET İNÖNÜ MENDERES, POLATKAN VE ZORLU’YU İPTEN KURTARABİLİRDİ”
Hakkı Kurmel, Yassıada yargılamaları sonucunda verilen idam kararlarını da yorumladı. İnönü’nün, istese Adnan Menderes, Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ ın idamını da önleyebileceğini ifade eden Kurmel, CHP liderinin idamları neden önlemediğini ise şöyle açıkladı: “Kinden dolayı önlemedi. 3 büyük seçimde mağlubiyete uğramanın kiniydi bu. Bu milletin DP’ye olan bağları, İsmet Paşa’da CHP’nin reyle iktidara geleceği umudunu azaltmıştı.”

“İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ REKTÖRÜ ONAR DARBEYE MEŞRUİYET KAZANDIRDI”

Kurmel, İstanbul Üniversitesi Rektörü Sıddık Sami Onar ve Anayasa Profesörü Hüseyin Nabi Kubalı’nın da darbeye meşruiyet zeminini kazandırdığını söyledi.
İki akademisyenin, darbecilerin gelecekte yargılanmasını önlemek için önceden önlem aldıklarını belirten Kurmel şunları anlattı: “Darbeye meşru bir zemin kazandırmak isteyen Onar ve Kubalı, MBK üyelerini ‘Yarın siz suçlu olarak çıkartılabilirsiniz. Bu itibarla, iktidara meşruiyet kazandırmanız lazım.’ sözleri ile uyardılar. Bu itibarla bir fetva hazırlayıp yayınladılar. Bunun için üyelerin desteğini aldılar. Darbeciler de bir deklarasyon hazırladı. Askerler de bu deklarasyona sahip çıktı.”

“İRTİCA GELİYOR PROPAGANDASI ASKERİ TAHRİK ETMEK İÇİN ÇIKARILDI”
Kurmel, darbenin yapılmasına gerekçe gösterilen irtica iddiaları hakkında da bilgi verdi. DP’nin din eksenli bir politika takip ettiği yönünde intiba uyandırıldığını hatırlatan Kurmel, “Bu karanlık ve korkunç bir iftiradır. Biz, laiklikten taviz vermedik.” dedi.

DP’nin ezanı aslına çevirmekle suçlandığını hatırlatan Kurmel, din adamlarının ‘Allah’u Ekber’ ifadesinin Türkçe’de okunan, ‘Tanrı Uludur.’ cümlesi ile karşılanmadığı yönünde gazetelere beyanat verdiğini, DP’nin de bunu Meclis'te ele aldığını anlattı. CHP’nin desteği ile de iki partinin çıkardığı kanunla ezanı aslına çevirdiklerini kaydeden Kurmel, “İsteyen Arapça, isteyen Türkçe okuyabilir.’ ifadesi yasak kaldırıldı. İttifak söz konusuydu. Bunu CHP’liler istismar etti. İşin esası bu. ‘Laiklik tahrip edildi’ düşüncesini askeri tahrik etmek için ortaya atmışlardır.” değerlendirmesini yaptı.

“9 SUBAY HADİSESİ TAM ARAŞTIRILSAYDI DARBE OLMAZDI”
Kurmel, 9 Subay Hadise’nin yeterince soruşturulmadığını da söyledi. Celal Bayar’ın, iddialarının araştırılması için ‘Tahkikat yapılsın, ne halleri varsa görsünler.’ şeklinde bir görüşe sahip olduğunu, Adnan Menderes’in ise 'Ordunun muhafazasını celp etmeyelim' mülahazası ile durumu yatıştırmaya çalıştığını anlatan Kurmel, “Menderes’in görüşünden dolayı fazla bir araştırma yapılamadı. Tahkikat keşke yapılsaydı, o zaman sonuç böyle olmazdı.” dedi.

“İDAMLARI KAYSERİ CEZAEVİNDE ÖĞRENDİM”

Adada 6 ay kaldıktan sonra Kurmel, 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kayseri Cezaevi’ne gönderildi. Bu sırada Adnan Menderes ve Fatih Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın da aralarında olduğu 20 kişi hakkında idam kararı verildi ve asıldılar. Kurmel, Menderes ve arkadaşlarının asıldığını duyduktan sonra dayanamayıp ağladığını söyledi. Menderes’in çok mütevazı olduğunu belirten Kurmel, “Ziyaretimin ardından beni kapıya kadar yolculardı. Çok değerli bir insandı. Evinde bir sefer yemek yedim.” ifadelerini kullandı.

“27 MAYIS DARBESİ DİĞER DARBELERE ÖRNEK OLDU”

Eski DP Millitvekili Hakkı Kurmel, 27 Mayıs Darbesi’nin Türkiye’de gerçekleştirilen diğer darbelere de örnek olduğunu söyledi. “Memlekette şiraze bozuldu, sıralı olarak bu hareketler meydana geldi.” diyen Kurmel, şunları kaydetti: “Bu hareketlerin başlangıcı 27 Mayıs1960 darbesidir. 1960 darbesinden önce 1 kişi öldürüldü ve bu da darbeye gerekçe gösterildi. Fakat darbeden sonra, Türkiye’de başlayan gençlik hareketlerinde günde 10 kişi ölüyordu. Çok cana mal oldular. Bunların bütün sebebi 27 Mayıs 1960 Darbesi’dir.”

“27 MAYIS TÜRKİYE’Yİ 50 SENE GERİYE GÖTÜRDÜ”
Kurmel, darbenin ardından kurumların yıpratıldığına da dikkat çekti. Üniversiteden akademisyenlerin atılmasının ülke bilimine vurulan en büyük darbe olduğunu vurgulayan Kurmel, “Darbe, Türkiye’yi 50 sene geriye götürdü. Akademisyenleri DP’li veya CHP’ye destek vermediler diye üniversiteden uzaklaştırdılar. Ordudan 5 bin subay görevinden uzaklaştırıldı. Hiyerarşi alt üst oldu. Türk ordusunun disiplini, ateş gücü, bir prestiji vardı. Hiçbir şey kalmadı. TSK uzun yıllar kendini toparlayamadı.” diye konuştu.

“YASSIADA MAHKEMELERİ İNSANLIK TARİHİNİN YÜZ KARASIDIR”
Yassıada mahkemelerinde yapılan yargılamalar hakkında da açıklamalarda bulunan Kurmel, Adnan Menderes’i suçlu göstermek, yıpratmak ve suç isnat etmek için çok küçük hadiselerin mahkemeye taşındığını söyledi. Mahkemelerde hak, hukuk ve adaletin olmadığını vurgulayan Kurmel, “Diktatörler, emrinde teşkil ettikleri, kendilerinin emirlerine muti insanları mahkemeye atadılar ve maalesef bu feci akıbetler başımıza geldi. Mahkeme değil, bir soytarı, insanlık tarihinin bir yüz karasıdır. Böyle bir mahkeme değil Türkiye’de, dünya tarihinde görülmemiştir. Maalesef bu mahkeme, hassasiyet göstermesi gereken ihsası reyde de bulunmamıştır.” şeklinde konuştu.

“İTİBAR İADE EDİLMELİ, YARGILAMALAR YAPILMALI”
Hakkı Kurmel, Adnan Menderes başta olmak üzere tüm DP vekillerine ve mağdur olanlara iade-i itibar edilmesini gerektiğini söyledi. Darbeyi gerçekleştirenlerin bir an önce yargılanmaları gerektiğini kaydeden Kurmel şöyle devam etti: “O mahkumiyet kararlarının başlamasını istiyoruz. Bir tarih var. Yarının gençlerine, bu tarih ders olacak. Böyle bir haysiyet bozan olayların normal bir hareket olarak yansımaması lazım. Askerler de bu etki altında kalmamalı. Gelecek nesiller geçmişte yaşanan bu kara lekeyi duymamalı. Böyle bir askeri darbeyi de Allah bir daha göstermesin. Adliyelerimiz kanundan ve adaletten ayrılmasın. Adliyelerimiz, Türk geleneklerine, dininin icaplarına uygun faaliyette bulunsun.”