12 Haziran 2017 Pazartesi
10 HAZİRAN 2017 GÜNÜ VEFAT EDEN; Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili İLHN AYTEKİN anısına (Ahmet Şerif BAYINDIR, Adnan Menderes Platformu Başkanı)
6 Haziran 2017 Salı
TARİHİ HASIMLARIN GÖZÜYLE: "27 MAYIS 1960, Suay Karaman - İlk Kurşun Gazetesi (29 Mayıs 2017)", 27 MAYISI ANLAMAK... Dr. Noyan UMRUK
27 MAYIS 1960
Suay Karaman
Askeri harekatlar ki buna darbe, ihtilal, devrim de denebilir, topluma olumlu getirileri ya da olumsuz götürüleriyle önem kazanırlar. Devrim ya da darbe oldukları da ancak bu şekilde belirlenir. 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin 57. yılını kutladığımız bugünlerde, henüz bunun ayırdına varamayanların, 27 Mayıs 1960 Devrimi’ni anlayamayanların olduğunu görmek, şaşırtıcı gelmemelidir.
Koşullar tamam olduğu zaman ihtilal kaçınılmaz olur. Her ihtilalin, onu yapanlar kadar onun koşullarını hazırlayanların da eseri olduğunu unutanlar, 27 Mayıs konusunda sürekli hataya düşmektedirler. 27 Mayıs 1960, seçimle gelen sivil iktidarın demokrasi dışı tutum ve davranışlarıyla diktatörlüğe giden yönetimine karşı bir tepki sonucu gerçekleştirilmiştir. 27 Mayıs 1960 için “demokrasiye darbe” diyenler, 27 Mayıs 1960 öncesinde demokrasi olduğunu sanan aymazlardır.
On yıllık Demokrat Parti iktidarında devrim karşıtı hareketler ve olgular yaratılmıştı. Bunun yanında anayasa ve hukuk dışına çıkılarak, ülke büyük karışıklıklara sürüklenmişti. Özellikle Meclis Tahkikat Komisyonu kurularak, diktatörlüğe giden bir yolun başlangıcına gelinmişti. İşte bu koşullarda Türk Silahlı Kuvvetleri, anayasa ve hukuk dışına çıkmış bir siyasal iktidara karşı direnme hakkını kullanmış ve ülke yönetimine el koymuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin arkasında milletin desteği bulunmaktaydı. Siyasal iktidarın baskısına ve faşist diktatörlüğe gidişe karşı verilen bu mücadelede üniversite, gençlik, aydınlar, basın ve muhalefet partileri de Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikteydi.
27 Mayıs 1960 Devrimi’nin en büyük eseri 1961 Anayasası’dır. Bu çağdaş anayasa, Cumhuriyet Senatosu, Anayasa Mahkemesi, Devlet Planlama Teşkilatı, Yüksek Öğrenim ve Kredi Yurtlar Kurumu, Devlet Personel Dairesi, Türk Standartları Enstitüsü, Basın İlan Kurumu başta olmak üzere getirdiği kurumlarla demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletinin yolunu açmıştır. 1961 Anayasası’yla bağımsız yargı ve hakim güvencesini sağlayacak kurumlar oluşturulmuş, grev ve toplu sözleşme hakkı kurumlaştırılmış, üniversiteye ve TRT’ye özerklik sağlanmıştır. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Yasası, Basın-Fikir İşçileri Yasası, İlköğretim ve Eğitim Yasası, Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası, Gelir Vergisi Yasası gibi yeni düzenlemeler yapılmıştır. 1961 Anayasası ile ülkemize sosyal devlet anlayışı yerleştirilmiş, özgür bir ortam yaratılmış, çağdaş bireysel hak ve özgürlüklerin sağlanması başarılmıştır.
Türk halkının insanlık, haysiyet ve haklarını, fikir ve vicdan hürriyetini koruyan, demokratik bir düzen içinde ve ekonomik bir planla kalkınabilmesinin şaşmaz reçetesi olan 27 Mayıs 1960 Devrimi’nin Anayasası, Atatürk İlke ve Devrimlerine bağlılığın bilinci ile hazırlanmıştır. Bu çağdaş anayasa ile geçen altmışlı yıllar, Türk toplumun aydınlık ve özgürlük yıllarıdır.
Seçimle iktidara gelen bir partinin kurduğu hükümetin ve onu oluşturan siyasi iktidarın, her koşulda hukuka, adalete, ahlaka ve bütün halkın çıkarına dayanması gereklidir. Ülkeyi yöneten iktidarların hukuk devleti ilkelerine bağlı kalarak, gerçek demokrasiyi etkin hale getirdikleri zaman, darbe ya da darbe ortamları yaşanmaz. Gerçek demokrasiyi yok eden darbelerin her türlüsüne, her zaman ve her koşulda karşı konulmalıdır. Hukuk devleti ve demokrasiyi ortadan kaldıran askeri darbelerin ve içinde yaşadığımız sivil darbe sürecinin, haklı ve meşru gösterilebilecek bir yanı yoktur. Sivil yönetimler demokrasiyi benimsedikleri, hukuk ilkelerine bağlı kaldıkları ve ülkenin çıkarlarını korudukları zaman, darbe ortamlarının yaşanmadığı herkes tarafından görülecektir. 27 Mayıs 1960 Devrimi, ülkemize 1961 Anayasası ile özgürlüğün ve evrensel demokrasinin kapılarını açmıştır. Getirdiği kurumlar ve sonuçlarıyla 27 Mayıs 1960, tartışmasız bir devrimdir..
İlk Kurşun Gazetesi, 29 Mayıs 2017.
İlk Kurşun Gazetesi'nde yayınlanan yazımı iletiyorum.
------------------------------ ---
27 MAYISI
ANLAMAK...
Dün 27
Mayıstı…Bizim kuşağın, 68 kuşağının “Anayasa ve Özgürlük Bayramı”…
Sosyal
bilimlerde bir altın kural var: Her olguyu kendi “zaman”, “zemin”, “mekan”
boyutları içinde el almak…Aksi takdirde, şaşkın ördek misali suya tersinden
girmek yanlışına düşmek mümkün. Gelin, o günlere bir bakalım:
“... yaşları ne olursa olsun Türkiye deyince, akıllarına bizim yetiştiğimiz Atatürk'ün Türkiyesi gelenler son yılda sudan çıkmış balığa dönmüştük. Bir umutsuzluk, daha kötüsü bir nevi utanç çöreklenmişti içimize. Elimden ne gelirdi? Yazmak, konuşmak, tenkit yasaktı, neredeyse insan gibi yaşamak, bir Atatürk çocuğu gibi düşünmek, davranmak yasaktı…”
28 Mayıs 1960 "Ne haber" Tunç Yalman - Vatan Gazetesi
“... yaşları ne olursa olsun Türkiye deyince, akıllarına bizim yetiştiğimiz Atatürk'ün Türkiyesi gelenler son yılda sudan çıkmış balığa dönmüştük. Bir umutsuzluk, daha kötüsü bir nevi utanç çöreklenmişti içimize. Elimden ne gelirdi? Yazmak, konuşmak, tenkit yasaktı, neredeyse insan gibi yaşamak, bir Atatürk çocuğu gibi düşünmek, davranmak yasaktı…”
28 Mayıs 1960 "Ne haber" Tunç Yalman - Vatan Gazetesi
"Kara
cüppeli" diye aşağılanan, saygıdeğer hocalarım, yurdumun çile çekmiş
aydınları, sayın profesörlerim! En kara günlerde alınlarınızda parlayan
ışıklar, tükettiğiniz soluk boşa gitmedi…”
28 Mayıs 1960 "Az gittik Uz gittik" Aziz Nesin - Akşam
28 Mayıs 1960 "Az gittik Uz gittik" Aziz Nesin - Akşam
“ Yıllar boyu
aklımızın erdiği kadar tarihten örnekler verdik, hukuk prensipleri sıraladık,
kinayeli fıkralar anlattık…Anayasayı çiğnediler; hukuk dışı komisyonlar
kurdular…Artık yazı yazmıyor, yazı taklidi yapıyorduk… Atatürk’ün gençliğe
hitabesini, Nutuk’un tefrikası halinde yayınlamak dahi suç sayılır olmuştu.
Atatürk’ten bahsedilsin istemiyorlardı. Onun kurduğu Cumhuriyete bir
beyefendiler saltanatı halinde çöreklenmek ve memleketi basınsız,
üniversitesiz, meclissiz idare etmek istiyorlardı… Kurucu meclisin faaliyete
geçmesini sevinçle bekliyoruz…Bu hareketin meşruluğu ve büyüklüğü, yıkılanların
gayrimeşruluğu ve küçüklüğü ile bir abide gibi ortaya çıkmaktadır…Türkler,
âlimleri dalkavuk, üniversitelileri maktul, gazetecileri korkuluk ve bütün
aydınları sürüngen hale getirererek, bir çete gibi davrananların rezaletlerini
dünya önünde reddetmişlerdir.”
Çetin Altan;
“Bugün canım yazı yazmak istiyor.”,Milliyet G., ’28.05.1960
“Örfî idareye bir gece yarısı ifade vermek üzere götürüldüğümüz zaman bizi kucaklayıp bağırlarına basan subaylarımız, "On beş gün daha dişinizi sıkın" demişlerdi. Gazete kapatıldığı gün de tekrarlamışlardı: "On beş gün daha sabredin." Sabrettik, şimdi sevinçten ağlıyoruz.”
30 Mayıs 1960 Abdi ipekçi - Milliyet
“Koltukları ve keseleri uğruna millet kanı dökmüş her siyaset zorbasının sonu mutlaka bir faciayla biter... Gazete sütunlarından uzanan parmaklar, onlara: "Dikkat edin, sonunuzu iyi görmüyoruz" diyorlardı. Onlar ise bu parmakları kırmakla akıbetlerinden kurtulacaklarını sandılar. Kur'an'da Allah'a, peygambere ve idare edenlere itaat olunması buyrulmuşur. Lâkin adaletten ayrılmamaları şartiyle. Adaletten ayrılırlarsa onlara itaat etmemeyi emreder. Bu sebeple Türk Ordusu'nun 27 Mayıs'ta zalimlere vurduğu kansız darbe her şeyden evvel Allah'ın buyruğuna uygundur, Allah'ın emriyle olmuştur.”
2 Haziran 1960 "Merhaba" Kadircan Kaflı – Tercüman
Kemalist Devrim’in ikinci önemli atılımının üzerinden yarım asır geçti. Devrimin anıtı ve kanıtı, döneminde dünyanın en demokratik anayasalarından biri olan 1961 Anayasası idi. Anayasa temel hak ve özgürlükler yanında, ekonomik ve sosyal hakları da güvence altına alarak, kuvvetler ayrılığını ve adil bir seçim sistemini getirerek, ekonomik kalkınmada planlama anlayışını esas alarak “düzeni” değiştirdi. Böylece;
“Örfî idareye bir gece yarısı ifade vermek üzere götürüldüğümüz zaman bizi kucaklayıp bağırlarına basan subaylarımız, "On beş gün daha dişinizi sıkın" demişlerdi. Gazete kapatıldığı gün de tekrarlamışlardı: "On beş gün daha sabredin." Sabrettik, şimdi sevinçten ağlıyoruz.”
30 Mayıs 1960 Abdi ipekçi - Milliyet
“Koltukları ve keseleri uğruna millet kanı dökmüş her siyaset zorbasının sonu mutlaka bir faciayla biter... Gazete sütunlarından uzanan parmaklar, onlara: "Dikkat edin, sonunuzu iyi görmüyoruz" diyorlardı. Onlar ise bu parmakları kırmakla akıbetlerinden kurtulacaklarını sandılar. Kur'an'da Allah'a, peygambere ve idare edenlere itaat olunması buyrulmuşur. Lâkin adaletten ayrılmamaları şartiyle. Adaletten ayrılırlarsa onlara itaat etmemeyi emreder. Bu sebeple Türk Ordusu'nun 27 Mayıs'ta zalimlere vurduğu kansız darbe her şeyden evvel Allah'ın buyruğuna uygundur, Allah'ın emriyle olmuştur.”
2 Haziran 1960 "Merhaba" Kadircan Kaflı – Tercüman
Kemalist Devrim’in ikinci önemli atılımının üzerinden yarım asır geçti. Devrimin anıtı ve kanıtı, döneminde dünyanın en demokratik anayasalarından biri olan 1961 Anayasası idi. Anayasa temel hak ve özgürlükler yanında, ekonomik ve sosyal hakları da güvence altına alarak, kuvvetler ayrılığını ve adil bir seçim sistemini getirerek, ekonomik kalkınmada planlama anlayışını esas alarak “düzeni” değiştirdi. Böylece;
*Emekçiler,
sosyal devlet, sendikal hareket ve toplu sözleşme düzeni,
*Toplum,
“Tahkikat Komisyonları” yerine bağımsız yargıya,
*Seçmen daha
adil ve tutarlı bir seçim sistemine
*Halk temel
insan hak ve özgürlükleri
*Ekonomik
hayat, sürdürülebilir, sağlıklı bir kalkınma, görece adil bir bölüşümü öngören
planlama anlayışı ile kucaklaştı.
Keşke 27 Mayıs
hareketi anayasasıyla taçlandırdığı zirveye magazine dönüşen saçma sapan
bir yargı süreci ve toplumda derin yaralar açan idamlar olmadan varsaydı…
Lakin beklenen
herhalde bu anayasal demokratik düzen değildi… 27 Mayıs Devrimi ile temelleri
atılan demokrasi süreci uzun sürmedi.
1970’lerden
itibaren, “Bu gömleğin topluma bol geldiği”,”Sosyal gelişmenin boyutlarının,
ekonomik gelişmeyi aştığı” söylemlerinin eşliğinde budanan 27 Mayıs
anayasasının, her fırsatta kanatları yolundu ve 1982 Anayasası ile iyice
budandı. Bu anayasa ile budanan yargı bağımsızlığına, 2010 değişikliği ile
tamamen son verildi.
Bu da kesmedi.
Şimdilerde parlamenter sistemden başkanlık rejimine karambol bir
referandumla geçerken Cumhuriyetin kurucu iradesi ile oynanacak
günler yaklaşıyor…
Tanrı daha daha
uzun ömürler versin sayın Muazzez İlmiye Çığ’ın dediği gibi
“Bizler
kazandığımız şeylerin değerini bildik. Çünkü zor elde ettik. Siz bunları
kaybettiğinizde anlayacaksınız…”
Bilmem ne kadar
anlayabiliyoruz, ya da anlayıp davranabilecek miyiz???
ABC GAZETESİ;27.05.2017
****
27 MAYIS ÖNCESİNİ YAŞAYANLAR İYİ BİLİRLER..O DEVRİM GEREKLİYDİ.SAYIN UMRUK NELER OLDUĞÜNU AÇIKCA YAZMIŞ... TAHKİKAT KOMİSYONLARINI VS ..BİZ HERGÜN DEVRİM BEKLEDİK VE O GECE ALPASLAN TÜRKEŞ İN SESİ BİZE KURTLUŞ ZAFERİ GİBİ GELMİŞTİ..27 MAYIS GÜNÜ HALK TANKLARA KAMYONLARA ÇİÇEK ATIYOR. ASKERİ ÖPÜYOR. MARRŞLAR SÖYLÜYORDU. FENER ALAYLARI VARDI.BAYRAK VARDI. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE LAFI VARDI.. AMA O GÜNLERDE CUMHURİYETİN VE LAİKLİĞİN BİR BEKÇİSİ OLDUĞUNDAN EMİNDİK. "YIKILMAZ" DİYORDUK. SİSTEMİ KORUYAN D GÜÇ YERİNDE DİYE EMİNDİK.. HİÇ UMUTSUZLUĞA KAPILMAMIŞTIK. BU GÜN ÖYLE BİR GÜÇ YOK......DÜZEN BOZULSA YERİNE GETİRECEK BİR GÜÇ DE YOK...UMUT DA YOK, Siber Goksel <siber.goksel@gmail.com>
28 Mayıs 2017 15:40 tarihinde N. UMRUK <noyanumruk@hotmail.com> yazdı:
27 Mayıs 2017 Cumartesi
Türkiye'de çok partili siyasal hayata geçiş ve Demokrat Parti efsanesi (Yeni Şafak Gazetesi, 27 Mayıs 2017) Türk Vatanı ve Türk Milletine İhanet ve Hain Kalkışmanın 57. Yıl Dönümü!.. "27 MAYIS YARGILANSIN"
Türk siyasal tarihinin yakın dönemlerine dair yapılacak bir araştırma, aynı zamanda sivil siyaseti kesintiye uğratan darbelerin seyrine yönelik de bir araştırmadır. 60 yıllık çok partili siyasal hayat tecrübesi olan Türkiye’nin demokrasi tarihinde gerçekleşen veya gerçekleşmeyen muhtıra ve darbelerin sayısı bu durumun bir kanıtı olarak gösterilebilir. Demokratik işleyişin askıya alınması o kadar sık aralıklarla gerçekleşti ki ‘Türkiye‘de her 10 yılda bir darbe olur’ sözünün adeta siyasal bir aforizma olarak benimsenmesine yol açtı.
İttihat Terakki geleneği ile gündemimize giren darbeci düşüncenin Cumhuriyet dönemindeki ilk tezahürü 27 Mayıs 1960 askeri darbesiyle oldu. 27 Mayıs darbesi, 1946 yılında çok partili hayata geçen Türkiye‘nin, 1950 yılında yapılan ilk demokratik seçimlerini kazanan sivil iktidarını hedef aldı.
27 Mayıs 1960‘ta gerçekleşen bu ilk askeri darbeden 10 yıl önce Türkiye siyasal anlamda büyük bir değişimle karşılaştı. Cumhuriyet kurulduktan sonra 23 yıl boyunca ‘tek partili’ sistem ile yönetilen Türkiye, 1946 yılındaki seçimlere kadar, sadece bir genel seçim çok partili yapıldı. 1877 yılında seçim kavramı ile tanışan Anadolu coğrafyasında 1908 yılında ikinci defa meşrutiyetin ilân edilmesinin ardından gidilen seçimlere İttihat ve Terakki Fırkası’nın karşısına Ahrar Fırkası çıktı.
Türkiye Cumhuriyeti ise çok partili demokrasiyi ilk olarak 1946 yılında tecrübe etti. 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra 1923-1927-1931-1935-1939-1943 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek parti olarak katıldığı seçimler yapıldı. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı sonuçlar ve kendi içsel şartlarının zorlaması ile 1946 yılında ilk defa çok partili seçime gitti.
Türkiye yol ayrımında
Ekonomisi çöküş sürecine giren Türkiye’de, 1945 yılına gelindiğinde yeni bir siyasi düşüncenin rol alması gerektiği fikri konuşulmaya başlandı. Meclis’te görüşülen ‘Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ CHP içindeki muhalefeti gün yüzüne çıkardı. Kanun görüşmeleri esnasında kürsüde uzun bir konuşma yapan milletvekili Adnan Menderes dikkatleri üzerine çekti. Türkiye siyasetini yeni bir sürece sokan bu ilk adım, “Dörtlü Takrir” adıyla bilinen 7 Haziran 1945 tarihli önerge ile atıldı.
Adanan Menderes, Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşma yaparken.
Türkiye’yi yeniden çok partili siyasi hayata sürükleyen birbirinden önemli hem dış hem de iç etkenler vardı. Bu etkenlerden dış kaynaklı olanlar II. Dünya Savaşı’na katılmayan Türkiye, savaş koşullarının ağır ekonomik şartlarını kaldırmakta zorlandı.
Savaşın sona ermesi ile birlikte oluşan iki kutuplu dünya, birçok ülkeyi bir tercih yapma noktasına getirdi. Bu koşullarda kendi çıkarını Batı bloğuna yakınlaşmakta gören Türkiye, bu yakınlığın gereklerini de yerine getirmeye çalışmaktaydı. Batı’dan gelen taleplerin en açığı ise tam anlamıyla ‘demokratik’ bir siyasal sistemin oluşturulmasıydı.
1945 yılında çok partili hayata geçiş açısından oldukça önemli bir diğer gelişme bizzat Atatürk tarafından Demirağ soyadı ile taltif olunan Nuri Bey‘in Milli Kalkınma Partisi‘ni kurmasıdır. Bu parti herhangi bir seçime katılamamasına rağmen sembolik olarak oldukça önemlidir. Tek parti yönetiminin kendi dışında muhalif bir partiye izin verip vermeyeceği hususunu netleştirdi. Nitekim Nuri Bey‘in partisinden hemen sonra Dörtlü Takrir sahipleri 7 Ocak 1946‘da Demokrat Parti‘yi (DP) resmen kurdular.
Türk siyasi hayatına yeni adım atan DP baskın bir seçimle karşı karşıya kaldı. Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan birden çok siyasi partinin yarıştığı ve zamanından önce yapılan ilk seçimler olması nedeniyle bu seçimler Türk siyasal hayatında oldukça önemlidir. 21 Temmuz 1946 Erken Genel Seçimleri öncesi ve sonrasıyla yoğun tartışma ve eleştirilere konu oldu.
“Sonuca razı olmayız”
Adnan Menderes, 17 Temmuz günü memleketi Aydın’da yaptığı konuşmada CHP’lilerin üzerlerinde baskı kurmak istediğini çarpıcı ifadelerle dile getirdi. Sözlerine “Arkadaşlar ben size hesap vermeye geldim” diye başlayan Menderes’in konuşması gazetelere de haber oldu. Kendilerinden istenilenleri şöyle aktardı:
“Bu memlekete hürriyet gelsin diye çırpındık. Dinlemediler. Bizi sorguya çektiler. Yedi saat küfrettiler. Bize kızmalarının yegâne sebebi, istedikleri yolda yürümeyişimizdi. Şark vilayetlerinde ve hudut vilayetlerimizde teşkilat yapmamamızı, köylere asla uzanmamızı istemediler. Halk Partisi'ne karşı hiç olmazsa 40-50 sene iktidara gelme iddiasında bulunmamamızı istediler. Görülüyor ki arkadaşlar, bizden beklenilen demokratik manzarayı tamamlayan bir süs olarak kalmak.”
CHP’li Nihat Erim 30 Mayıs 1946 günü Ulus gazetesinde yayınladığı “Şal” başlıklı makalesinde, İnönü’nün nabzını yoklayarak başarısız seçim propagandasından yakındı. İnönü ise Erim’e, “Demokrat Parti kazanırsa yönetime el koyarız” şeklinde yorumlanacak şu yanıtı verdi: “Ben ihtilalci ve Kuva-i Milliyetçi İsmet’im. Biz bu ülkeyi yoktan bu hale getirdik, üç beş çapulcuya maskara etmeyeceğiz. Yaptığımız bir tecrübedir. Muvaffak olursak ne ala, olamazsa vazgeçer eski usulde birkaç sene daha devam ederiz.”
Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Meclis dağılımını gösteren bir gazete fotoğrafı.
62 DP’li Meclis’te
İlk seçim deneyimini, kurulduktan 7 ay sonra Temmuz 1946’da yaşayan Demokrat Parti, her ne kadar ülke genelinde yeterince örgütlenememiş olsa da seçimlerde ciddi başarılar elde etti. 7 ay gibi kısa bir sürede meclise 62 milletvekili sokma başarısını gösterdi. 1946 seçimleri hem Türkiye hem de CHP için bir şeylerin değişmeye başladığının apaçık bir göstergesiydi. Sağ tarafa DP’liler, sol tarafa ise 397 CHP milletvekili yerleşti. Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP’nin adayı İsmet İnönü, DP’nin adayı ise Mareşal Fevzi Çakmak’tı. İnönü Cumhurbaşkanı seçildi. Fevzi Çakmak ise CHP’lilerin de oy vermesi ile çok partili Meclis’in ilk başkanı oldu.
‘Beyaz İhtilal’
1946 seçimleriyle Meclis’e girmeyi başaran DP‘nin kuruluşu ve iktidara geliş süreci Türk siyasal hayatı açısından bir dönüm noktası oldu. Siyasette ve ekonomide liberal bir anlayışı savunan DP, alternatif söylemiyle çeşitli toplumsal sınıfları harekete geçirebilecek bir yapı sergiledi. Siyasal muhalefetini ise CHP‘nin halktan kopuk baskıcı uygulamalarına dayandırdı. Bu muhalefet sonuç verdi ve DP, 14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan genel seçimi kazanarak iktidara geldi. 27 yıllık tek parti yönetimi sonlandı ve çok partili yaşama geçiş sürecinin tamamlandığı bir aşamaya geçildi.
Meclis'e gelen 'Beyaz İhtilalin' kahramanları ellerindeki albümlerden birbirlerini tanımaya çalışıyordu. 22 Mayıs'ta toplanan TBMM'de meclis başkanlığına Refik Koraltan, cumhurbaşkanlığına Celal Bayar seçildi. Hükümet ise Adnan Menderes başbakanlığında kuruldu.
Menderes'in ilk icraatı Arapça ezana özgürlük
İktidardaki Demokrat Parti'nin ilk icraatı ise 18 yıldır Türkçe okunan ezanın yeniden Arapça okunmasını sağlamak oldu. Parti içinden gelen 'henüz erken' İtirazlarına rağmen Arapça ezan için iradesini ortaya koyan Başbakan Menderes'e Meclis önünde toplanan vatandaşlar da destek verince süreç hızlandı. 16 Haziran 1950 günü yapılan düzenlemenin sonucu Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a telsiz aracılığıyla bildirildi. Bayar'ın onaylaması ile CHP'nin 1932'de çıkardığı Türkçe ezanın zorunluluğu tarihe karıştı. Arapça ezanın serbest bırakıldığı gün Bursa'da bir camide ikindi ezanı 7 defa Arapça olarak okundu.
Vakit gazetesinin Türkçe ezan haberi.
Menderes kabinesi, güvenoyu aldıktan kısa bir süre sonra, hükümete karşı askeri darbe yapılacağı yolunda alınan bir ihbar üzerine hükümet, başta Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdurrahman Nafiz Gürman olmak üzere, Silahlı Kuvvetler Birliği‘nde büyük bir görev değişikliği yaparak 15 general ve 150 albayı 2–3 ay içinde emekliye sevk etti.
DP iktidarı, 8 Ağustos 1951 tarihinde çıkardığı 5830 sayılı yasayla Halkevlerini kapattı ve Halkevlerinin bütün mal varlığına el koydu. DP iktidarı ile muhalefet arasındaki gerginlik, Millet Partisi‘nin kapatılmasına ilişkin kararla birlikte daha da arttı. CHP döneminde kurulan Köy Enstitüleri de, 27 Ocak 1954 tarihinde Köy Öğretmen Okulları ile birleştirilerek ortadan kaldırıldı.
DP seçim afişi.
Bütün bu gelişmelerin dışında DP iktidarının ilk döneminde, dış politikada büyük bir başarı olarak kabul edilen NATO üyeliği elde edilmiş, işçilere haftalık tatil hakkı veridi, toprak dağıtımına büyük bir hızla devam edildi, başta traktör olmak üzere tarım araç-gereçlerinde önemli artışlar sağlanarak, üretimde verimli bir dönem geçirildi.
DP, CHP, Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) ve Türkiye Köylü Partisi’nin (TKP) katıldığı 2 Mayıs 1954 seçimleri iktidar partisinin ezici zaferiyle sonuçlandı ve DP 541 milletvekilliğinden 503‘ünü elde etti.
1950 ve 54 seçimlerinden büyük bir başarıyla çıkan Demokrat Parti 1957'de oylarını düşürse de tek başına iktidar olmayı başardı. Bu sonuç aynı zamanda Adnan Menderes ve partisinin de sonunu getiren ilk gelişme oldu. Sandığa söz geçiremeyen CHP asker, basın ve üniversiteleri de arkasına alarak 27 Mayıs'ın zeminini hazırlayacaktı.
Sonraki kart
27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ve Milli Birlik Komitesi İktidarı (Yeni Şafak Gazetesi, 27 Mayıs 2017 - Cumartesi) Türk Vatanı ve Türk Milletine İhanet ve Hain Kalkışmanın 57. Yıl Dönümü!.. "27 MAYIS YARGILANSIN"
Türkiye’de on yıllık Demokrat Parti iktidarını sona erdiren ve uzun yıllar askeri vesayetin siyaset üzerinde baskı kurmasına neden olan 27 Mayıs 1960 darbesine giden yol aynı zamanda 15 Ekim 1961 seçimlerini de etkileyen temel unsurdu.
Gizli komitalar ve 9 Subay Olayı
Seçimlerden sonra kurulan Beşinci Menderes hükümeti, 1950–1960 Döneminin son hükümeti oldu. Hükümet göreve gelir gelmez yaşanan “Dokuz Subay Olayı” 1958 Türkiye’sinin önemli gündem maddelerinden biridir.
Komiteyi 1954'te İstanbul'da Dündar Seyhan ve Orhan Kabibay`ın kurdu. Faruk Güventürk, Ahmet Yıldız, Suphi Gürsoytrak, Orhan Erkanlı ve Necati Ünsalan gibi genç subaylar da bu komiteye katıldı. Ankara`da ise Talat Aydemir, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menders`in yaveri Adnan Çelikoğlu, Sezai Okan, Osman Köksal ve yandaşları ayrı bir komite kurdu.
27 Mayıs öncesi hükümeti devirmek için gizli komitalar kuruldu. İstanbul ve Ankara’da kurulan bu komiteler içinde yer alan isimler: Talat Aydemir, Orhan Kabibay, Osman Köksal, Orhan Erkanlı, Sezai Okan, Suphi Gürsoytrak
İstanbul ve Ankara’da kurulan bu komiteler 1957’de birleşti. DP`nin kaybedeceğini varsayan Birleşik Komite 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreninde zırhlı birlikler ile şeref tribünündeki DP’lileri tutuklayarak yönetime el koymak için plan yaptı. Fakat seçimde DP kazandığı için darbe Şubat 1958’e ertelendi.
OYNAT02:02
27 Mayıs darbesine giden yol
Türkiye Cumhuriyeti'nin darbeler tarihi 53 yıl önce 27 Mayıs 1960 ile başladı. 27 Mayıs'tan önce öğrenci olayları arttı, asker içinde hareketlenme başladı ve toplumsal kutuplaşma had safhaya vardı. 27 Mayıs öncesinde yaşanan bu olaylar darbeye adeta zemin oluşturdu.
BEĞENDİM
1 tepki
YORUM YAP
Komite üyesi Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu’nun 16 Ocak 1958’de ihbarı üzerine kendisiyle birlikte emekli Kurmay Albay Cemal Yıldırım, Kurmay Albay Naci Aşkun, Kurmay Albay İlhami Barut, Topçu Yarbay Faruk Güventürk, Piyade Binbaşı Ata Tan, Piyade Binbaşı Ahmet Dalkılıç, Piyade Yüzbaşı Kazım Özfırat, Piyade Yüzbaşı Hasan Sabuncu tutuklandı. Yargılamalar sonucunda 8 subay beraat etti, Kuşçu ise "iftira" suçundan mahkum oldu.
Ankara'da DP ve CHP'li vatandaşların karşı karşıya gelmesinden bir kare.
Toplumsal kutuplaşma
17 Şubat 1959'da Menderes'in başkanlığında Londra'daki Kıbrıs görüşmelerine gelen Türk delegasyonunu taşıyan uçak Londra yakınlarında bir ormana düştü. Bu uçak kazasından Menderes'in yara almadan kurtulması iktidar ve muhalefet arasında bir yumuşamaya yol açsa da bu durum fazla sürmedi. 1959'un Nisan ayında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Batı Anadolu illerini kapsayan bir geziye çıktı. CHP'liler geziye "Büyük Taarruz" adını taktı.
İnönü, Uşak, Manisa ve İzmir'den sonra 4 Mayıs'ta İstanbul'a geldi. Yeşilköy Havalimanı'ndan şehir merkezine giderken Topkapı'da halkın tepkisiyle karşılaştı. Askerin müdahalesi ile İnönü olay yerinden kurtarıldı. Birçok ilde CHP-DP arasında olaylar patlak verdi.
28 Nisan'da İstanbul'da 29 Nisan'da Ankara'da çıkan öğrenci olayları zorlukla bastırıldı. Olaylarda kan dökülmesi nedeniyle DP yönetimi bu illerde sıkıyönetim ilan etti.
Atatürk Bulvarı'nda sessiz yürüyüş yapan Harp okulu öğrencileri ise 20 Mayıs'ta Türkiye'yi ziyaret edecek Hindistan Başbakanı Nehru'yu karşılamak için Esenboğa'dan şehir merkezine gitmek için aynı arabaya binecek olan Menderes'i Nehru'nun yanından kaçırmayı planladı. Bu eylemin dış dünyaya karşı olumsuz etki oluşturacağı kanaatine varılarak plan reddedildi.
Cumhuriyet tarihinin ilk sivil itaatsizlik eylemi de bu günlerde yapıldı. Mayıs 1960 tarihinde, Ankara, Kızılay'da Demokrat Parti aleyhtarı öğrencilerin yaptığı protesto eylem adını 5. ayın 5. günü saat 5`te Kızılay'da gerçekleşmesinden aldı. 28 ve 30 Nisan 1960 tarihlerinde polisle öğrenciler arasında çıkan çatışmalarda öğrencilerin hayatını kaybetmesi toplumu kutuplaşmaya sürükledi.
OYNAT03:42
İlk darbe üç darağacı
Türkiye'de on yıllık Demokrat Parti iktidarını sona erdiren 27 Mayıs 1960 darbesinin kurduğu darağacının gölgesi halen Türkiye'nin üstünde. 31 kişiye müebbet hapis, 418 kişiye hafif cezalar ve 15 kişiye ölüm cezası veren darbe yönetimi Türk siyasi tarihine kara bir leke olarak geçti. 16 Eylül 1961'de Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu, 17 Eylül 1961 günü ise Adnan Menderes idam edildi.
27 Mayıs ve darbecilerin iktidarı
Toplumsal gerginliğin artması ile adeta zemini oluşturulan darbe emir komuta zinciri dışında 27 Mayıs 1960 günü gerçekleşti. 1924 Anayasası dönemini kapatan askeri darbe, 25 Ekim 1961 günü yeni TBMM‘nin açılmasıyla sonlanacak bir ara dönemin de mimarı oldu. Darbe, en üst rütbesi albay olmak üzere, bir grup subay tarafından planlandı. Darbenin asıl lideri ve kurulan gizli örgütlerin teşkilatlanmasını sağlayan kişi Tümgeneral Cemal Madanoğlu olsa da rütbesinin orgeneralden küçük olması ve Ankara ile İstanbul dışındaki komutanların karşı bir müdahalede bulunma ihtimali nedeniyle darbecilerin başına Orgeneral Cemal Gürsel getirildi.
Cemal Gürsel ve darbeci ekibi.
27 Mayıs cuntasının idamla yargıladığı Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun ise cuntanın başlattığı darbenin en sıcak dakikalarının yaşandığını anlarda evinden çıkmaya hazırlandığı sırada darbeciler kapısını kırarak içeriye girdi. Erdelhun Paşa, silah zoruyla Harp Okulu’na götürüldü. ‘Cuntanın lider ol’ teklifini reddedince radyoevinden okunan bildiriyle tarihe kara bir leke olarak geçen, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk darbesi ilan edildi.
27 Mayıs darbesini Türkiye radyodan okunan bildiriyle duymuştu ve Radyo Evi darbecilerin üssü oldu.
Darbeye karşı oluşabilecek direnişi engellemek amacıyla, ilk olarak Tümgeneral Selahattin Kaplan komutasındaki 28. Tümen, Tuğgeneral Yusuf Demirdağ komutasındaki Zırhlı Eğitim Merkezi, Süvari Yarbay Reşit Çölok komutasındaki 43. Süvari Alayı, Binbaşı Hakkı Bozok komutasındaki Tank Taburu etkisiz hale getirildi. İkinci olarak ise, ordu evindeki subaylar teslim alındı. Ankara 27 Mayıs‘a burada çıkan çatışma sesleri ile uyandı.
Celal Bayar ve Adnan Menderes gözaltına alındıktan sonra Yassıada'ya götürüldü.
Asker içinde oluşabilecek direnişi engellemek için yapılan bu girişimlerin yanında siyasilerde gözaltına alındı. 27 Mayıs sabahının ilk saatlerinde, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve İçişleri Bakanı Namık Gedik başta olmak üzere, DP milletvekilleri gözaltına alınarak Harp Okulu binasına götürüldü. Adnan Menderes ise Kütahya yolunda tutuklanarak Harp Okulu‘na getirildi. Darbeciler bu girişimlerle darbenin ilk aşamasını tamamladılar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



