27 Mayıs 2017 - Cumartesi) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mayıs 2017 - Cumartesi) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Bir Devir Yargılanıyor: Yassıada Mahkemeleri (Yeni Şafak Gazetesi, 27 Mayıs 2017 - Cumartesi) Türk Vatanı ve Türk Milletine İhanet ve Hain Kalkışmanın 57. Yıl Dönümü!.. "27 MAYIS YARGILANSIN"

Bir Devir Yargılanıyor: Yassıada Mahkemeleri






27 Mayıs Darbesi’nden hemen sonra darbeyi meşru bir zemine oturtmak ve Demokrat Partilileri toplum nezdinde itibarsızlaştırmak için Milli Birlik Komitesi, Demokratların yargılanmasına karar verdi. Bunun için bir Yüce Divan kurulacak ve Demokrat Partililer burada yargılanacaktı.
Mahkemelerin görülmesi için Yassıada’da 8 bin kişilik bir spor salonu hazırlandı. Mahkemeler halka açık olacak, cuntanın onayından geçenler Yassıada duruşmaları için adaya götürülerek yargılamaları seyredecekti. Cuntanın onayından geçen insanların birçoğu Demokrat Partiye kategorik olarak düşman insanlardı. Bu durum duruşmalara da yansıyacak, mahkeme heyetinin Başbakan Adnan Menderes’e hakaret ettiği anlarda tribünlerden coşkulu tezahüratlar yapılacaktı. Duruşmaları takip etmek için gelen insanlar, Demokrat Partililer savunmalarını yaparken onları yuhalayarak, Demokratlara karşı psikolojik harbi yürütmekle sorumluydu. 15 ay süren Yassıada Mahkemeleri bu görüntülerle birlikte Yüce Divan Mahkemesinden çok bir futbol maçını andırıyordu.



Düşükler Yassıada'da
OYNAT02:33
Düşükler Yassıada'da
27 mayıs sonrası Yassıada'da tutuklu bulunan Demokrat Partililere kötü muamele yapıldığına dair söylentilerin çıkması üzerine, cunta tarafından Yassıada'da bir film çekilmesine karar verildi. Filmde, Adnan Menderes, Celal Bayar ve diğer Demokrat Partilililer, gerçek muameleden farklı bir şekilde gösterildi. Çekilen film tüm sinemalarda zorunlu olarak oynatılırken, Demokrat Partililere yapılan hakareti kaldıramayan Celal Bayar intihara teşebbüs etti.


YORUM YAP
Mahkeme heyeti Milli Birlik Komitesi tarafından özel olarak seçilmişti. Heyetin başkanlığına 30 yıllık bir hakim olan Salim Başol getirildi. Savcı heyetinin başkanlığına ise Ömer Egesel atandı. Savcı Egesel ve Heyet başkanı Salim Başol’un, Adnan Menderes ve arkadaşlarına karşı tavrı ilk günden beri alaycı ve küçük düşürücüydü. Menderes’e sık sık hakaretler eden Başol, iddianamenin zayıflığını kapatmak için Menderes’in savunmalarını ciddiyetsizlikle suçlayacaktı.






Demokrat Partililerin suçlandığı iddianameler beklenilenin aksine çok zayıf çıktı. Kamuoyunda darbenin ilk günlerinde çok büyük rakamlarla yolsuzluklar telaffuz edilmiş, Demokrat Parti iktidarının hükümet karşıtı eylemler düzenleyen gençleri öldürerek kıyma makinelerine attırdığına dair akıl almaz olaylardan bahsedilmişti. Ancak bahsi geçen konuların hiçbiri iddianamelerde yer almadı. Çünkü bunlar tamamıyla gerçek dışı ve kamuoyuna darbeyi meşru göstermek için hazırlanmış ısmarlama haberlerdi.
İddianame açıklandığında Menderes, Bayar ve arkadaşlarının 19 ayrı davadan yargılanacağı belli oldu. Bunların içinde Anayasayı ihlal ve Devleti yıkmaya teşebbüs en önemli yeri işgal ediyordu. Demokratlara en ağır ceza bu davadan verilebilirdi. Bu davada verilebilecek en ağır cezaysa idamdı…



Hukuka kara leke: Yassıada Mahkemeleri
OYNAT00:00
Hukuka kara leke: Yassıada Mahkemeleri
Darbe sonrası Demokrat Parti hükümetini toplum nezdinde itibarsızlaştırmak için Demokratların 10 yıllık iktidarları dönemindeki icraatlarından yargılanmasına karar verildi. Kurulan Yassıada Mahkemelerinde 19 ayrı dava görülürken, birçoğu ispatlanamamış suçlamalarda Demokratlar hüküm giydi. Mahkemelerden geriye 3 idam, onlarca müebbet ve yüzlerce hapis cezası kaldı.


YORUM YAP
İddianamede 6-7 Eylül, Tahkikat Komisyonu, Topkapı ve Kayseri olayları, İstanbul Üniversitesindeki olaylar gibi davalar varken Köpek Davası ve Bebek davası gibi trajikomik davalar da yer alıyordu. İtibar suikasti için hazırlanan bu davaların iddianameye girme sebebiyse Adnan Menderes ve Celal Bayar’ı toplum önünde rencide etmekti. Cumhurbaşkanı Bayar, kendisine hediye edilen Afgan tazısını fahiş bir fiyatla devlete satıp, aldığı parayla çeşme yapmakla suçlanıyordu. Bayar bu davada savunmasına ‘Böyle yüksek bir mahkemenin huzurunda böyle bir konuya muhattap olmak benim için en büyük cezadır’ diye başlayacaktı. Adnan Menderes’in suçlandığı bebek davasıysa bu davalar içinde en ağır ve rencide edici olanıydı. Menderes, Ayhan Aydan’la ilişkisinden doğan çocuğunu öldürmekle suçlanıyordu. Menderes, bu davaların görüldüğü duruşmalarda Savcı ve Hakimler heyetinin ağır hakaretlerine maruz kalacak, duruşmalarda yaşadığı utanç göz önüne açık bir şekilde yansıyacaktı. Adnan Menderes’in Yassıada’da yargılanıp beraat ettiği tek dava ise Bebek Davası olacaktı.





Kamuoyunu işgal eden davalardan bir diğeriyse ‘cımbız davası’ydı. Bu davanın konusuysa Başbakanlığa alınan bir cımbızdı. Davanın iddianamedeki adı Örtülü Ödenek davasıydı. Ancak Örtülü Ödenek davası için hazırlanan iddianamede Başbakanlığa Örtülü Ödenekten alınan bir cımbız konu edilmişti. Savcının iddiasına göre Başbakan Menderes, metreslerinin özel alışverişlerini dahi Örtülü Ödenekten alıyordu ve söz konusu cımbız Menderes’in metreslerinden birine aitti. Ancak gerçek bir süre sonra açığa çıktı. Başbakanlığın özel aşçısı mahkemede verdiği ifadede mevzu bahis olan cımbızın tavukların tüylerini yolmak için Başbakanlık mutfağına alındığını anlatacaktı. Darbenin ilk günlerinde devletin kasasından milyarlarca lirayı hortumladığı iddia edilen Adnan Menderes’in suçlandığı Örtülü Ödenek Davası böyle trajikomik olaylar silsilesinden oluşuyordu. Kanuna göre Örtülü Ödenek harcamaları, Başbakan’ın insiyatifine bırakılmış ve yapılan herhangi bir harcamanın hesap verilebilirliği yoktu. Ancak Adnan Menderes, bu davadan da hüküm giydi.
Yargılamalar bittiğinde 14 idam, onlarca müebbet ve yüzlerce sayıda hapis cezası verildi. Milli Birlik Komitesi, başlangıçta Adnan Menderes, Celal Bayar, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun idamını onaylarken, daha sonra Celal Bayar’ın idamını yaş haddinden dolayı müebbet hapse çevirdi. Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 15 Eylül’de idam edilirken, Adnan Menderes 16 Eylül 1961 günü sabaha karşı idam edildi. Müebbet ve hapis cezaları alan Demokratlarsa, cezalarını çekmek üzere Kayseri Cezaevine nakledildi.



27 Mayıs 1960 Darbesi ve basının ilk demokrasi sınavı (Yeni Şafak Gazetesi, 27 Mayıs 2017 - Cumartesi) Türk Vatanı ve Türk Milletine İhanet ve Hain Kalkışmanın 57. Yıl Dönümü!.. "27 MAYIS YARGILANSIN"

27 Mayıs 1960 Darbesi ve basının ilk demokrasi sınavı


Demokrat Parti’nin son dönemine doğru basınla olan gerginlik artmış, aradaki köprüler tamamen kopmuştu. Cumhuriyet, Ulus, Akşam gibi gazeteler özellikle 1960’ın başlarında çok ağır manşetlerle Demokrat Parti iktidarına yüklenirken, Demokrat Parti’nin bu duruma karşı aldığı tedbirler yetersiz kalıyordu. Bazı gazetecilerin Adnan Menderes ve bakanlara ağır hakaretleri sonucunda hapis cezası alması, Demokratların basın özgürlüğünü kısıtladığı söylemine argüman olarak kullanılıyordu.
Demokrat Parti’nin kurduğu Tahkikat Komisyonuyla ilgili medyada antidemokratik yönetimden, diktatörlüğe kadar birçok köşe yazısı ve haber çıkmıştı. CHP’nin muhalefetin dozunu artırmasıyla birlikte gelişen Topkapı ve Kayseri olayları basında büyük yer tuttu. Üniversite öğrencilerinin başlattığı eylemler, Kızılay olayları derken ortam hızla darbeye hazırlanıyor, gazeteler ise bu durumu olduğundan çok daha büyük göstererek darbeye giden yola önemli katkı sağlıyordu. Demokrat Parti’nin krizi yönetemediği ve köşeye sıkıştığı belli oldukça saldırının dozu arttırıldı. Ve Türkiye bu ortam içinde 27 Mayıs’a gitti.
27 Mayıs 1960 sabahı Türkiye, Albay Alparslan Türkeş’in tok sesinden darbeye uyandı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğunu açıklayan bildiriden hemen sonra tüm gazeteler yeni günün manşetlerini değiştirdi. 27 Mayıs sabahı Türk Basını darbeyi duyuruyordu. Gazeteler manşetlerden ‘’Silahlı Kuvvetlerin idareye el koyduğunu’’ bayram havasında geçti. Tüm sayfalar darbeyle ilgili haberlerle kaplandı. 27 Mayıs için darbe ifadesi kullanılmazken, ihtilal ve inkilap ifadeleri kullanılıyordu.
Gazetelerin darbeyi sevinçle karşılamasına, köşe yazarları ve aydın takımı da katıldı. Yazarlar darbeyi yapan generalleri göklere çıkarırken, darbenin hedefindeki Demokrat Partililerin işlediği anayasal suçları sıralamaya başlamıştı. Bu yazarların başını Aziz Nesin, Müşerref Hekimoğlu, Çetin Altan, Nadir Nadi, Sabri Esat Sivayuşgil gibi isimler çekiyordu.
Yazılarda darbeyi bayram olarak karşılayan bu isimler Demokrat Partililerden hesap sorulmasını istiyordu. Coşku, hakaret ve nefret dolu yazıların bazıları şöyleydi:
29 Mayıs 1960 / Nadir Nadi - Cumhuriyet
‘’Amaçları sadece Atatürk’ün önderliği altında kurtardığımız bu mübarek vatanda O’na layık insanlar olduğumuzu göstermek. O’nun kurduğu devlet prensiplerini ayakta tutmaktı. Bu çocukların fedakarlığı sayesinde milletimiz Atatürk Türkiyesi’nin çökmediğine, çökmeyeceğine ve bundan böyle hiçbir kuvvetin memleketi gerilik uçurumlarına yuvarlamayacağına bir daha iyice yakından inanmıştır.’’
30 Mayıs 1960 / Başmakale İmzasız - Yeni Sabah
‘’İktidar hırsını adeta bir cinnet haline getirerek memleket gençliğine, profesörüne pervasızca saldıranların, vatandaşları sırf tahakküm zevk ve heveslerini tatmin için öldürmek üzere ateş emri verenlerin, tarihi sima ve şahsiyetleri bile garez kurşunlarına hedef etmek isteyenlerin yaptıkları ve yapmak isteyip de tahakkuk ettiremedikleri yanlarına kar kalmamalıdır.’’
30 Mayıs 1960 / Abdi İpekçi - Milliyet
‘’Evet biliyorduk ve inanıyorduk: Bir gün masalarımızın başına hür olarak oturacak, sadece vicdanlarımızın kontrolüne tabi kalarak her istediğimizi ve bildiğimizi yazacaktık. Ne neşir yasakları dosyasının kabarık sayfalarına bakacak, ne Tahkikat Komisyonu’nun her an gelmesi beklenen men kararından endişelenecek, ne Emniyet Müdürlüğü’nden tehdit telefonları alacak, ne de sabaha karşı matbaamızı muhasara eden polisler gazetelerimizi toplayıp götüreceklerdir.
Gazetemiz kapatıldığı gün aynı şeyi tekrarlamışlardı: ‘On beş gün daha sabredin.’
Sabrettik, şimdi sevinçten ağlıyoruz. Hürmet ve sevgilerimizle.’’
30 Mayıs 1960 / Bedii Faik - Dünya
‘’Ve bakınız bütün muameleleri dolar üzerine. Karılarından çek geliyor, dolar üzerine; ceplerinden banknot çıkıyor, dolar! Türk’ün idare ettiklerini sandıkları Türk’ün, öz parasına dahi güvenleri yoktu. Türk’ü düşman bellemişler, parasını itmişler, gencini vurup öldürmüşler, yaşlısını inletmiş, çocuğunu ağlatmışlar… Sen ey vicdan! Oldun olalı böyle bir zalimler topluluğunun yıkılıp gitmesi kadar, kendine uygun bir hareket gördün mü?’’
Bu yazılar içinde en ağırları İç işleri Bakanı Namık Gedik’in ölümüyle ilgili yazılanlar olacaktı. İddialara göre Namık Gedik, Harbiyede tutuklu bulunduğu odanın camından intihar etmiş ve daha sonra cenazesi çöp arabasında taşınmıştı. Gedik’in ölümüyle ilgili hiç kimse tam olarak gerçeği bilmiyordu. Ama Çetin Altan ve Müşerref Hekimoğlu gibi isimler yazdıkları yazılarda Gedik’in ölümünü alaya alan ifadelerle anlatmaya çoktan başlamıştı.



Müşerref Hekimoğlu, 30 Mayıs 1960 köşe yazısı.

31 Mayıs 1960 / Müşerref Hekimoğlu - Akşam
‘’Bu satırları bir ölünün arkasından konuşmak üzüntüsüyle yazıyorum. Ama yazmak zorundayım. Mesele Namık Gedik, Ahmet, Mehmet meselesi değil. Şahıslarla hiçbir ilgimiz yok. Bu şahıslara acıyabiliriz, nasıl bu duruma düştüler diye şaşırabiliriz. Ama bu kişileri memleket önünde, millet önünde düşündüğümüz zaman bu duygulardan hemen kurtulacağız. Millete acımayanlara acımağa hakkımız yok. Dr. Gedik’i de sorumlu olduğu sandalyede otururken yaptığı işler içinde düşünmemiz lazım. Uşak olayları, Kayseri olayları, Topkapı olayları, Beyazıt olayları, Kızılay olaylarının sorumlu bakanı Gedik, vicdanıyla baş başa kalınca kanun önüne çıkmak cesaretini bile bulamadı anlaşılan. Olayların dışına çıkınca kurtuluşu ölümde buldu.
Gedik’in ölümü geç bir hesaplaşmanın belirtisi, Herkes için büyük bir ders.’’



Aziz Nesin, Akşam gazetesindeki köşe yazısı.

31 Mayıs 1960 / Aziz Nesin - Milliyet
‘’Vesikaların açıklanacağı öğrenir öğrenmez Namık Gedik’in üçüncü kattan beyin üstü kendini aşağı atmasını şimdi anlıyorsunuz değil mi?Daha iki hafta önce bir Jupiter edasıyla dolaşıyor, karakolların bodrum katlarında hürriyet isteyen gençlere gerile gerile tokat şaklatıyordu. Ahlaksızlığın Olemp’inden, önce dip üstü çöp arabasına, sonra da beyin üstü kaldırım taşlarına indi. Koltukları ve keseleri uğruna millet kanı dökmüş her siyaset zorbasının sonu mutlaka bir faciayla biter.’’
Bu yazıların kaleme alındığı gazeteler Yassıada yargılamaları devam ederken de aynı dil ve üslubu koruyarak Demokrat Partilileri toplum nezdinde itibarsızlaştırmaya devam etti. Gazetelerde Adnan Menderes ve arkadaşlarının yaptığı büyük yolsuzluklardan, öğrencilerin kıyma makinelerine atıldığından, bazı göstericilerin öldürülüp çeşitli yerlere gömüldüğüne kadar akılalmaz olaylardan gerçekmiş gibi bahsedildi. İddiaların hiçbiri doğru değildi ve ortada somut bir delil yoktu, ancak o günün basınında doğruluk arayan da pek yoktu. Her gün Adnan Menderes’in yeni bir davada hüküm giydiği yazılırken, ülke çapında Menderes’i savunan insanların aldığı hapis cezaları gazete manşetlerini süslüyordu.
Bu haberlerin çıktığı gazetelerin başını ülkenin o dönemde en yüksek trajlı gazeteleri olan Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Ulus ve Akşam çekiyordu. 15 Eylül günü yapılan karar duruşmasında verilen idam kararları ve infazların gerçekleşmesi de ertesi günkü gazetelerin manşetlerindeydi. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın infaz fotoğrafları cuntacılar tarafından fahiş fiyatlara gazetelere satılmış, fotoğraflar gazetelerin sayfasından boy boy servis edilmişti.



Akşam gazetesi yazarlarının 27 Mayıs yorumları.

Bu manşetleri ve satırları yazarak, demokrasiyle gelmiş sivil bir iktidarın uğradığı zorbalığa alkış tutan isimler ve gazeteler, yıllarca Türkiye’de demokrasinin yılmaz savunucuları olarak anıldı. Geçmişte yazdıkları bu yazılardan dolayı pişmanlıklarınıysa hiçbir zaman dile getirmedi. Yaşanan her darbede darbecilere övgüler dizerken, iktidardan devrilen siyasilere saldırılara aralıksız devam ettiler.
17 Eylül 1961 sabaha karşı Adnan Menderes’in idamıyla bir devir kapanırken, 27 Mayıs’ın Türk Basın Tarihine bıraktığı kara lekeler aradan geçen onca yıla rağmen hala hafızalardaki yerini koruyor.

Yeni vesayet: 27 Mayıs darbesinin kurumsallaşması (Yeni Şafak Gazetesi, 27 Mayıs 2017 - Cumartesi) Türk Vatanı ve Türk Milletine İhanet ve Hain Kalkışmanın 57. Yıl Dönümü!.. "27 MAYIS YARGILANSIN"

Yeni vesayet: 27 Mayıs darbesinin kurumsallaşması







27 Darbesinden hemen sonra kolları sıvayan cuntacılar yeni bir sistem getirmek için harekete geçti. Yeni gelecek sistemde devletin resmi ideolojisi olan Atatürkçülük ve ikinci Cumhuriyet olarak anılan 27 Mayıs kesinlikle korunmalıydı. Seçimlere gidilmeden önce yapılacak Anayasayla, seçimlerden çıkacak olası bir kötü sonuca rağmen, kurulacak düzenin devamını sağlayacak bir planlamaya gidilecekti. Bunun için kurucu meclis kurulmuş, üniversitelerden profesörler davet edilmişti. Sıddık Sami Onar’ın başkanlığını yaptığı Anayasa Komisyonu yeni anayasayı yazarken cuntacıların bu hassasiyetlerini özellikle dikkate alacaktı.
Darbeyi meşrulaştırmak için ilk girişim halk oylaması
Darbe sonrası hazırlanan Anayasa’da sivil toplum, sendika ve sosyal haklara özellikle değinilmişti. Bu haklarla birlikte, anayasa özgürlükçü bir anayasa olarak görülecek, yapılacak referandumda toplumdan büyük destek görecekti. Anayasayla birlikte getirilen kurumlarlaysa, seçimle iktidara gelecek sivillerin hareket alanı kısıtlanacaktı. Darbecilere göre siyasilerin denetlenemedi bir ortamda işler çok çabuk 27 Mayıs öncesine dönebilirdi. Sandıkta, devrim olarak nitelendirdikleri 27 Mayıs’a karşı bir devrim gerçekleşmesine izin verilemezdi. Tüm bunları düşünerek yeni bir anayasa hazırlandı.
Anayasa’nın öngördüğü yeni sistem iki meclisli sistemdi. Meclis ve Senato’dan oluşan çift meclisli sistemde senato, meclisin kararlarının son geçtiği kurum olarak kalacaktı. Milli Birlik Komitesi üyeleriyse daimi senatör olarak ölene kadar senatoya seçilecekti.
Bir ayağı Milli Birlik Komitesi, bir ayağı Temsilciler Meclisi olan Kurucu Meclis’e bağlı olarak kurulan Anayasa Karma Komitesi yeni anayasa çalışmalarına hız verdi. Komitede hem askerler hem de Emin Paksüt, Sıddık Sami Onar, Muammer Aksoy, Turan Güneş, Tarık Zafer Tunaya, Coşkun Kırca, Mümtaz Soysal, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu gibi anayasa hukukçuları vardı. Haftalar içinde hazırlanan anayasanın 9 Temmuz günü halk oylamasına sunulmasına karar verildi. Kampanya sürecinde herhangi bir hayır faaliyeti yürütülemezken, cuntacılar, basın ve darbeye destek veren siyasiler topyekun anayasanın ne kadar özgürlükçü ve ilerici olduğundan bahsediyordu. Referandum seçim atmosferini eski gazeteci Orhan Erinç şöyle anlatıyordu:
‘’Fazla canlı bir atmosfer olmadığını söylemek mümkün. O dönem muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) daha etkin bir siyasal çalışma yürütmekteydi. Türkiye’nin ilk defa çok partili dönemden demokrasiye geçişi gibi algılandığı içim muhalefet cephesi coşkuluydu ama Demokrat Parti’yi tutanlar da kendilerine yöneltilen suçlama nedeniyle buruk bir yaklaşım sergiliyorlardı.’’


Türkiye’nin ilk referandumu
OYNAT01:00
Türkiye’nin ilk referandumu
Bundan tam 96 yıl önce, 20 Ocak 1921 tarihinde Türkiye'nin ilk anayasası Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildi. Olumlu olumsuz yanları üzerinde en çok konuşulan yasalardan biri olan 1961 Anayasası'nın giriş bölümünde darbe meşrulaştırılmaya çalışıldı.


YORUM YAP

Demokrat Parti’nin devamı olarak görülen partilerin dahi evet oyu vereceklerini açıkladığı bir ortamda gidilen sandıktan sürpriz bir sonuç çıktı. Evet oyları yüzde 61.7’yken, hayır oyları yüzde 38.3’tü. Açıkça hayır vereceğini bildiren tek bir siyasi parti yokken hayırın bu denli yüksek bir sonuç alması herkesi şaşırtmış, darbecileriyse ürkütmüştü. Yaklaşan genel seçimlerde Demokrat Parti’nin devamı olan partilerin iktidar olabileceği endişesi darbecileri korkutmuştu. Tüm bunlara rağmen anayasa geçmiş ve Anayasa’nın öngördüğü şekilde 27 Mayıs artık kurumsallaşmıştı. 27 Mayısçıların sivil siyasete vesayet kurumu olarak hazırladıkları kurumlarsa bu referandumla birlikte kuruldu.


Darbeyle gelen koalisyon
OYNAT02:00
Darbeyle gelen koalisyon
27 Mayıs darbesi Türkiye'de on yıllık çok partili demokrasiyi sekteye uğratmanın yanında ilk koalisyon hükümetine açılan kapıyı da araladı. 1960'tan 2002 Kasımına kadar ise yaklaşık 41,5 yılın yarısından fazlası koalisyon hükümetleri ile geçti.



YORUM YAP
Anayasa Mahkemesi: 1961 Anayasasıyla birlikte kurulan Anayasa Mahkemesi’nin kuruluş yasasında, anayasaya uygunluk denetimi yer alsa da, gerçek amacı, TBMM’yi denetim altında tutmak ve gerektiğinde bakanları yargılamaktı. Kuruluşundan sonraki süreçte, gerçekten arzu edilmeyen yasa değişiklikleri, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilecekti. Anayasa Mahkemesi, değişim taleplerine karşı, en etkili direnç noktası olacak, birçok partiyi kapatarak, siyasetin tepesinde ‘demokles kılıcı’ işlevi görecekti. Anayasa Mahkemesi üyeliği için, yargıç niteliği aranmadığı halde, ceza yargılaması yapması, bu kurumun, siyasal niteliğine bağlanmaktaydı.
Milli Güvenlik Kurulu: ilk kez, Milli Savunma Yüksek Kurulu adıyla 1949 yılında ‘Devlet işlerinin en başında gelen topyekun milli savunma görevlerini yerine getirmek üzere’’ kuruldu. 1961 Anayasasıyla birlikte ‘Milli Güvenlik Kurulu’ adını alarak anayasal bir kurum haline geldi. Askerin siyasetteki etkinliğini artırmak ve sivil iktidara baskı niyetiyle kurulan MGK’nın 1961 Anayasasındaki amacı, ‘Milli Güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcılık etmek üzere, gerekli temel görüşleri Bakanlar Kurulu’na bildirir’ şeklinde düzenlenmişti. 12 Mart 1971 muhtırasıyla birlikte yapılan anayasa değişikliğinde ‘MGK, Milli Güvenlik ile ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında gerekli temel görüşleri Bakanlar Kuruluna tavsiye eder’ şeklinde yeniden düzenlenmiştir. 1982’de MGK’nın etkinliği ve faaliyet alanı daha da genişletildi. Milli Güvenlik Kurulu, verdiği muhtıralar ve yaptığı açıklamalarla yıllarca atanmış askerlerin, seçilmiş siyasi sivil iktidarı denetleyen bir kurum olarak göründü.
Askeri Yargıtay: 27 Mayıs cuntasının 1961 Anayasasıyla birlikte kurduğu Askeri Yargıtay, askerlerin işledikleri suçlardan dolayı genel mahkemelerde yargılanmasının önüne geçti. 1982 Anayasasıyla birlikte bu mahkeme aynen muhafaza edilirken, yanına ‘Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ eklendi.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK): 1961 Anayasasında özerk bir kurum olarak hazırlanmış, daha sonra 1982 Anayasasında üst kurul olarak düzenlenen RTÜK’le televizyon ve radyo üzerindeki denetim sağlanmak istenmişti.
OYAK: Darbeyi gerçekleştirenler, siyasal ve hukuki zeminde elde ettikleri bir takım ayrıcalıkların yanı sıra, ekonomik olarak da çeşitli imtiyaz arayışları içinde oldular. Bu amaca hizmet etmek için Ordu Yardımlaşma Kurumu‘nu (OYAK) kurdular. Takriben 80.000 subayın iştirakiyle oluşan OYAK, kısa sürede önemli bir sermaye birikimine ulaştı. Bol kazançlı bazı alanlara yatırımlar yaparak, 10 yıl gibi kısa bir sürede Tukaş ve 3 milyon dolarlık bir çimento fabrikasının sahibi konumuna geldi. 1970 verilerine göre, kurumun yatırımları 502 milyon lira iken, 1972‘de bu rakam yaklaşık olarak 300 milyon dolara erişti.