ADNAN MENDERES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ADNAN MENDERES etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2017 Salı

27 MAYIS DAVASI YENİDEN YARGIYA TAŞINDI. (SAMET OCAKOĞLU)

SAMET OCAKOĞLU’NUN
27 MAYIS DARBESİ DAVASI HUKUKİ SÜRECİ KONULU
KAMUOYUNU BİLGİLENDİRME VE BASIN AÇIKLAMASI

27 MAYIS DAVASI YENİDEN YARGIYA TAŞINDI.

Kamuoyunda 27 Mayıs davası olarak bilinen ve hukuki sürecini toplumun vicdan duygusu ile takip ettiği 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin doğrudan mağduru TBMM 11. Dönemi üyesi iken, darbe yaptırımı ile yassıada’ya konmuş merhum Milletvekillerinin tümüne ve  merhum Başvekil Adnan Menderes Hükümeti üyelerine ve yassıada öyküsünün haklarını gasp ettiği şahsiyetlere pilot dava özelliğindeki davam, 27 Mayıs Darbesi muhataplarından babam, 11. Dönem Manisa DP Milletvekili merhum Orhan Ocakoğlu’nun haklarının yargı kararı ile ihyası ve iadesi talebimle  2013 yılında Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde dava edilmişti.

Av. Gökhan Karateke tarafından hukuken temsil edildiğim davamızla eş zamanlı olarak ve aramızda belirlenen  hukuki yöntem sonucu davamıza katılan diğer yol arkadaşlarımızın talepleri ile  aynı içerikte bir diğer dava da Ankara 5. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılmıştı.
2013-2015 yıllarında talebimin idari mahkeme yönünden reddi kararı ile gelişen hukuki süreçte davamız iç hukuk yollarını tüketmişti.

Davada hak sahipleri olarak, taleplerimizi yargıya taşırken konu edilen hukukumuzdan önce ülkemizin tarihine, demokrasi öykümüze ve ülkemizin yarınlarına karşı sorumluluk taşıyan ve öncelikle bu değerlere haklarımızın ihyası vesilesi ile hizmet çabasında olduk. Dava sebebi insanlık suçu işleyerek demokratik rejimimizi darmadağın etmiş ve kendi hukukunu oluşturmuş bir darbe döneminin gasp ettiği anayasal parlamenter haklarını idari mahkemeden talep edebilmemiz mümkün değildi ve akla uygun değildi. Darbe idari bir işlem değildir. Ayrıca davama dair kesinleşmiş mahkeme kararını ve dava dosyası içeriğini incelediğimizde,olup biten sindirilemiyor, geçiştirilemiyor. Ve idari mahkemeye başvuruyu talebimizin kanun yolu ve yetkili mahkemesi olarak kabul etmediğime ve böyle bir hukuki yanılgıya düşmediğime  şükrediyorum.

15 Temmuz Darbe teşebbüsü ve yürülükteki  OHAL süreci öncesinde görülmüş davamız bizler için demokrasi hukukunu, milli irade egemenliğini ve milletvekilliği haklarını ilgilendirmesi yönü ile tarihimizin en önemli davalarındandır. Milli vicdanda mümtaz yer edinmiş mazlum ama mağdur bir öykü adına açılmış davamızı ve haklı taleplerimizi bu halde adli raflara terk etmeye razı olmak mümkün değildir. Yaşayan bilir. Çok zor, yıpratıcı ve külfetli bir süreçtir.

Sonuç olarak anayasal hukuk devletinin kanun yolunu kullanmakla ‘’ Yargılanmanın Yenilenmesi ‘’ ve davamızın adli yargıda muhakeme edilerek talebimizdeki gibi kararı talepli başvurumuz  04.12.2017 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesinde dava edilmiştir. Hak vardır, hukuku olmalıdır. Yaşayan bilir. 27 MAYIS DAVASI YENİDEN YARGIYA TAŞINMIŞTIR. Çabamız inşallah musubetten rahmet üretilmesine vesile olmaktır. Namerde düşmüş narı yiğide ve sahibine  iade etmektir. Bu vesile ile bu haklı davadaki yol arkadaşlarıma ve avukatım av. Gökhan Karateke'ye teşekkür ediyorum. 
Saygıdeğer Yazılı ve Görsel Medya kuruluşlarımıza,kamuoyuna ve öyküye aidiyeti olanlara saygı ile duyurulur.

SAMET OCAKOĞLU
27 MAYIS DAVASININ DAVACISI

20 Eylül 2016 Salı

DP GENEL MERKEZİ: "ŞEHİT BAŞVEKİLİMİZ ADNAN MENDERES, ÖLÜMÜNÜN 55. YILINDA ANIT MEZARINDA ANILDI"

ŞEHİT BAŞVEKİLİMİZ ADNAN MENDERES, ÖLÜMÜNÜN 55. YILINDA ANITMEZARINDA ANILDI
18 Eylül 2016 Pazar: “Demokrat Parti olarak talebimiz, 15 Temmuz darbecilerinin Yassıada'da yargılanmasıdır”
(DP Basın Merkezi – 17 Eylül 2016) 27 Mayıs Darbesi'nin ardından Yassıada yargılamaları sonrası idam edilen Başvekilimiz Adnan Menderes, Dışişleri Bakanımız Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanımız Hasan Polatkan, ölümlerinin 55. yılında İstanbul’daki Anıt mezarda anıldı.
İstanbul İl Teşkilatı tarafından düzenlenen ve çeşitli il ve ilçe başkanlarımız ile partililerimizin katıldığı törende Genel Başkanımız Gültekin Uysal, “Şehitlerimizin idam edilişinin, Yassıada'da hukuksuz yargılamayla vicdanlarımızın kanadığı günden bugüne her yıl acılarımızı tazeliyoruz. Darbelerin bu büyük millete tarihi yürüyüşünü kesintiye uğratmak adına yaptığını, bu ülkenin birliğini, beraberliğini hedef alanların önce demokrasimizi hedef aldığını da biliyoruz” diye konuştu.
“Demokrat Parti olarak talebimiz,
15 Temmuz darbecilerinin Yassıada'da yargılanmasıdır”
Halkımızın 15 Temmuz'da kahramanca bir direniş göstererek demokrasiye sahip çıktığını belirten Uysal, şunları kaydetti:
“27 Mayıs'ta bedel ödemeyi göze almış olabilseydik ne 12 Eylüller, ne 30 Martlar, ne 28 Şubatlar ne de 15 Temmuzlar yaşanırdı. 27 Mayıs'ta açılmış olan bu parantezi gönlümüze nakşettiğimiz Yassıada'yı hukuksuz yargılamaların yapıldığı bir yer olmaktan çıkartarak, tarihin ön verdiği bir yer haline dönüştürebilmemiz için kamuoyu önünde Demokrat Parti olarak talebimiz, 15 Temmuz darbecilerinin Yassıada'da yargılanmasıdır.”
Genel Başkanımız Gültekin Uysal, Şehit Başvekilimiz Adnan Menderes’in idamının 55. Yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayınladı
16 Eylül 2016 Cuma; “15 Temmuz gecesi milletimiz demokrasiye sahip çıkarak Menderes oldu, Polatkan oldu, Zorlu oldu”
“Başta milleti için bedel ödemeyi göze alarak hizmet eden, sonrasında da şehadete yürüyen başvekilimiz Ali Adnan Menderes’i, kıymetli bakanları Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu, 15 Temmuz gecesi meydanlarda ve görevinin başında şehadete yürüyen kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, ülkemizin bu gibi hain girişimlerden, saldırı ve tertiplerden muhafaza olması için Yüce Allah’a niyaz ediyoruz” (DP Basın Merkezi - 16 Eylül 2016)
GENEL BAŞKANIMIZ GÜLTEKİN UYSAL, ŞEHİT BAŞVEKİLİMİZ ADNAN MENDERES’İN VE BAKANLARIMIZ HASAN POLATKAN İLE FATİN RÜŞTÜ ZORLU’NUN İDAMLARININ 55. YILDÖNÜMÜ DOLAYISIYLA BİR MESAJ YAYINLADI.
Uysal, yayınladığı mesajda 27 Mayıs’ta milletin damarlarına zerk edilen ihanet zehrinin 15 Temmuz gecesi bir kez daha vücut bulduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:
“27 Mayıs, bölgesel büyük bir kırılmadır”
1946 yılında tek sesliliğe, tek tipçiliğe ve teke karşı çoğulculuk anlayışıyla ortaya koyduğu demokrasi bilincinde vücut bulan Demokrat Parti, 1950 yılında milletin tevdi ettiği görevi 10 yıl sonra bir gasp sonucu kaybetmiştir.
Millet adına daha iyiyi hayal ederek işleyen Demokrat Parti iktidarı; hayalini kurduğu gelişmiş, üreten ve büyüyen Türkiye için verimli bir on yıl geçirmiştir.
Ne yazıktır ki; Demokrat Parti’nin sahip olduğu “Büyük Türkiye” ideali, 1960 yılında uluslararası bir teşebbüs olduğu aşikar bir darbe ile sekteye uğramıştır.
“27 Mayıs Darbesi yalnızca Demokrat Parti’ye karşı değil; ezcümle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleşmiştir”
27 Mayıs Darbesi yalnızca dönemin hükümetine, Demokrat Parti’ye karşı değil; evvela Demokrat Parti nezdinde temsil edilen insanımıza, Türk Milleti’nin refah ve huzuruna, Türkiye’nin bölgesel ve küresel kazanımlarına, ezcümle Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin kısa vadede yakaladığı sosyal ve iktisadi gelişimin içeride ve dışarıda verdiği rahatsızlık, yuları dışarıda olan bir eşkıya hareketi ile karşılık bulmuştur.
“Demokratlara idam cezası veren darbeciler, Türk Milleti’ne olan öfke ve kinlerini 3 fani bedenden çıkarmışlardır”
27 Mayıs’ta milletten öç almak isteyen malum “eşkıya hareketi”, iktidarı ele geçirmekle kalmamış, milletin iradesinin tezahürü başvekilimiz Menderes ve iki bakanının da canına kastetmişlerdir. Birtakım kurmaca mahkeme ve delillerle, sözde yargıladıkları Demokratlara idam cezası veren darbeciler, emir aldıkları bu cezaları infaz edene kadar Yaslıada’da Demokratlara türlü işkenceler etmişler, Türkiye’ye, Türk Milleti’ne olan öfke ve kinlerini 3 fani bedenden çıkarmaya çalışmışladır.
1961 yılının Eylül ayında birer gün arayla kefenlerini giyen Demokratlar, şehadete yürürken dahi “millet” demiş, darbeci hainlerin maksadını bilmesine karşın millet için dua ederek ilmeği boyunlarına geçirmişlerdir.
“27 Mayıs’ta toplumun damarlarına zerk edilen ihanet zehri, son olarak 15 Temmuz’da kendini göstermiştir”
Darbeler döneminin geçtiğini düşündüğümüz bir dönemde en acı şekilde tecrübe ettiğimiz 15 Temmuz ihanet hareketi, darbelerin zihinlerde yaşamaya devam ettiğini bizlere kanıtlamıştır.
Ülkemizde "kara" diye andığımız mayıslardan, eylüllerden, şubatlardan sonra temmuzlar da bundan böyle kapkara olarak anılmaya başlanacaktır.
1960'ta tohumu atılmış olan ihanet, maalesef kendi içimizde, en yakınlarımızda filizlenmiş zehirli bir sarmaşık gibi birçok kurumumuzu, insanımızı zehirlemiştir.
Bu zehrin müsebbibi, anası, atası 27 Mayıs’tır. 27 Mayıs’ta toplumun damarlarına zerk edilen bu zehir, zaman zaman nöbetler halinde nüksetmiş, son olarak da 15 Temmuz’da kendini göstermiştir.
“Rahmetli Başvekilimizin ruhu 55 sene sonra huzura kavuşmuştur”
55 sene evvel, bir gün arayla üç yiğidini ebediyete uğurlayan Türk Demokrasisi, 55 sene sonra, 15 Temmuz gecesi yüzlerce yiğidini ebediyete uğurladı.
Yarım asır sonra yüzlercemiz Menderes oldu, Polatkan oldu, Zorlu oldu…
“17 Eylül gecesi Menderes'in idamı ile kabus gören yüce milletimiz 15 Temmuz gecesi kabustan ilelebet uyanmış, Menderes'in “Büyük Türkiye” hülyasına devam kararı almıştır”
Muhakkak ki bu mücadelede var olan her bir kahraman Rahmetli başvekilimizin, Menderes’in, Polatkan’ın, Zorlu’nun ruhlarını huzura kavuşturmuşlardır. Ve yine muhakkak ki Eylül Şehitleri, 15 Temmuz şehitlerini arş-ı alada minnetle karşılamıştır.
Menderes bir "Büyük Türkiye" hayal etmiştir. 17 Eylül gecesi Menderes'in idamı ile kabus gören bu yüce millet 15 Temmuz gecesi kabustan ilelebet uyanmış, Menderes'in hülyasına devam kararı almıştır.
“Demokrasi inancımızdır, harcımızdır”
Türk Milleti için, “büyük Türkiye” ideali için yarım asrı aşkındır inandığımız demokrasi, 15 Temmuz’da da ispat olduğu üzere aynı zamanda harcımızdır. Bu yüce milleti bir arada tutan, kaynaştıran, tanklara, silahlara göğsünü siper etmesine vesile olan şey, demokrasi harcıdır. Bu açıdan güçlü bir demokrasi; güçlü bir bağ, güçlü bir birliktelik, güçlü bir beraberlik ve huzur demektir.
“Hedefimiz demokrasidir, milli birliğimizdir”
Türkiye karşıtı her teşebbüs evvela demokratik değerlerimize el uzatarak bu milletin kaynaşmasına mani olmak istemiştir. 27 Mayıs’ta olduğu gibi 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta ve 15 Temmuz’da da hedef demokrasidir, hedef birlik ve beraberliğimizdir.
Türk Milleti’nin “bir” olduğu vakit nelere kadir olduğu 15 Temmuz akşamı alemi cihana gösterilmiştir. Şüphesiz ki birlikteliğimize kast etmek isteyecekler önce demokrasinin ayarları ile oynamak isteyeceklerdir. İşte bu nedenledir ki demokrasiyi güçlendirmek boynumuzun borcudur. Demokrasiyi güçlendirmek 55 yıl arayla demokrasi için şehadete yürüyen kahramanlarımıza namus borcumuzdur.
27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a milletimiz en yüce değerinin demokrasi olduğunun idrakine varmıştır. Demokrasi için atılacak her adım, adalet için atılacak her adım şehitlerimiz için birer duadır. Demokrasimizin gücü demokrasi şehitlerimizi onurlandıracak, demokratlarla Türkiye nurlanacaktır.
Bu dünyada en değerli şey insan canıdır. Bunu muhafaza edecek, teminat altına alacak olansa demokrasidir, adalettir.
“Darbeler korkakların, demokrasi ise cesurların seçimidir”
Darbeler korkakların, silahların arkasında, kötüye kullanılan yetkilerin gölgesinde giriştikleri ihanetin adıdır. Darbeler korkakların, demokrasi ise cesurların seçimidir.
27 Mayıs’tan 15 Temmuz’a her darbe teşebbüsü korkak bir şebekenin, dahili bedhahlarla yürüttüğü eylemin adıdır. Türkiye’ye karşı, İslam’a karşı, Türk Milleti’nin ilerleyişine karşı asırlardır vatan haini bulmakta zorlanmaya uluslararası şebekeler tüm darbelerin müsebbibidir.
“Demokrasi ihracı” yalanıyla kimi zaman ülkelere bombalar kimi zaman hainler gönderilmiştir.
27 Mayıs'tan bu yana demokrasiyi "kriter" gösteren "batı" demokrasi düşmanları ile iş tutmuştur. Batı’nın gayesi, verdikleri kadar demokrasi; hülyası, yuları ellerinde otokrasidir. Batı için geçmişte “bizim çocuklar” olan darbeciler kimi zaman “barış elçisi” kimi zaman “dini lider” olarak görülmüştür.
“Demokratlar her daim bedel ödemeye hazırdır”

1960’tan 28 Şubat’a hiç çekinmeden milleti için bedel ödeyen demokratlar, 15 Temmuz gecesi de milli iradenin asıl sahibi oldukları bilinci ile sokaklara çıkmıştır. 17 Eylül’de şehadet şerbeti içen merhum başvekilimizin mücadelesi, 15 Temmuz’da topyekûn millette vücut bulmuştur.
27 Mayıs’tan bugüne gücün yegane kaynağının millet olduğu tasdik olunmuştur.
Bugünden itibaren tüm unsurları ile darbeye karşı duran milletimiz, demokrasiye sahip çıkmaya devam etmelidir. Demokrasi herkes için tesis oldukça hiçbir güruh darbeye teşebbüs edecek güç ve imkanı bulamayacaktır.
Tüm bu duygu ve düşüncelerle başta milleti için bedel ödemeyi göze alarak hizmet eden, sonrasında da şehadete yürüyen başvekilimiz Ali Adnan Menderes’i, kıymetli bakanları Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu, 15 Temmuz gecesi meydanlarda ve görevinin başında şehadete yürüyen kahramanlarımızı rahmet ve minnetle anıyor, ülkemizin bu gibi hain girişimlerden, saldırı ve tertiplerden muhafaza olması için Yüce Allah’a niyaz ediyoruz.
Milletimizin sokaklarda değil, sandıklarda demokrasi nöbeti tuttuğu günler dileğiyle…
Kaynak ( DP )

25 Haziran 2015 Perşembe

16 HAZİRAN 1950 - 16 HAZİRAN 2015;, "65. TÜRKİYE EZAN GÜNÜ"

MENDERES ADI EZANLARLA YAŞAYACAK

16 HAZİRAN 1950
16 HAZİRAN 2015
65. TÜRKİYE 
EZAN GÜNÜ
Ezan-ı Muhammedi'nin özgürlüğe kavuşmasının 65. yıl dönümünde bir basın açıklaması yapan Adnan Menderes Demokrasi Platformu Başkanı Ahmet Şerif Bayındır; “Ülkemizin normal gelişim seyrinin bile engellendiği tek parti döneminde temel hak ve özgürlüklerin en önemlilerinden olan din ve vicdan özgürlüğü de maalesef yoktu. Devlet, inancını yaşamak isteyen halkla karşı karşıya getirilmişti” dedi.
“İslami şeairden olan Ezan-ı Muhammedi 1932'de bir oldubittiyle 18 sene yasaklanmıştı” diyen Bayındır "Tangır Tungur'lu Tek Parti Ezan'ı" da işte o dehşetli günlerin adeta bir sembolüdür” şeklinde devam etti.
Bayındır, “Milletin öz değerleriyle alay edildiği, sadece ezanın değil Kur'an'ın da yasaklandığı, camilerin ahır, saman deposu yapıldığı bu dönemde Milli Mücadelenin kahraman ve muzaffer Milletiyle Devletinin arasına nifak sokulduğunu” belirtti.
AHMET ŞERİF BAYINDIR
ADNAN MENDERES DEMOKRASİ PLÂTFORMU BAŞKANI
Bayındır “Milli Marşımızda merhum Akif'in  ‘Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli’ derken elbette Ezan'ın, imanın esasını dünyaya günde 5 defa ilan etmek olduğunu, i'la-yı Kelimetullah olduğunu, dinimizin farzları kadar önemli şeari olduğunu, İslam'ın sözlü bir manifestosu olup muazzam mesajlar taşıdığını, sadece vakit bildiren bir çağrı olmayıp kainatın en önemli hakikatını ilan ettiğinin bilincindeydi” dedi.
Adnan Menderes Demokrasi Platformu Başkanı Bayındır, "Laikliği din aleyhtarlığı veya din düşmanlığı şeklinde anlamak bizim iktidarımızın vicdan hürriyeti anlayışına asla uymaz." diyen Merhum Menderes'in 16 Haziran 1950'de Ramazan arefesine rastlayan o nurani günde ülkemizin semalarını ebediyen "Allahu Ekber" nidalarıyla buluşturduğunu belirtti.
Bayındır, “Merhum Menderes'in Yeni Türkiye'nin temeline ilk harcı; ilk icraatı olan ve "Tek icraatım da olsa asla vazgeçmeyeceğim" dediği "Din Diliyle Okunan Ezan’la attığını” ifade etti.
Adnan Menderes'in "En büyük inkılâp demokrasidir. Milletimiz demokrasiyle rüştünü ispat etmiş oldu" dediğini, "İnkılâpların tutmayanlarını tutturmak gibi bir görevimiz yoktur" dediğini;, "Türk Milleti Müslüman’dır, Müslüman kalacaktır ve Müslümanlığın icaplarını da yerine getirecektir" diye konuştuğunu ifade eden Bayındır tüm bunların  Menderes'in iç dünyasının ne kadar mü'min'ce hissiyatla dopdolu olduğunun göstergesi ve aynı zamanda da şehid edilmesinin de gizli sebepleri olduğunu söyledi.
Bayındır, Menderes'in kaleminin 16 Haziran 1950'de kırıldığını, Menderes'in "Ezan-ı Muhammedi Şehidi" olduğunu ifade etti ve Aziz Milletimiz onlarca yıldır Menderes'i hürmetle, şükranla, rahmetle anmaktadır, Menderes'in Milletimizle kurduğu gönül köprüsü ebedidir, Semalarımızda "Allahu Ekber" yankılandıkça Menderes'e rahmet okunup, Fatihalar gönderilecektir, dedi.
Bayındır, yıllarca Millete "Tanrı Uludur"lu metni dinletenlerin ne hikmetse "Felah" kelimesini "Kurtuluş" olarak çevirmediklerinden bahisle Arif Nihat Asya'nın "Biz kısık sesleriz minareleri sen ezansız bırakma Allah'ım, Müslümanlıkla yoğrulan yurdu Müslümansız bırakma Allah'ım" diye yakarışının boşuna olmadığını, devrin zor şartlarının Adnan Menderes'i adeta bir İslam Kahramanı kıldığını ifade etti.
Adnan Menderes Demokrasi Platformu olarak Hükümet'ten 16 Haziran'ın "Ezan Günü" ilan edilmesini beklediklerini söyleyen Bayındır, Merhum Menderes şehid edilmeseydi Cumhurbaşkanı seçilecekti. "O Zeybek" bizim gönüllerimizin Dördüncü Cumhurreisi'dir. 16 Haziran Ezan Günü'nde Şehid Başvekil'imize Allah'tan Rahmetler niyaz ediyoruz, Nur içinde yatsın, Emaneti emin ellerdedir, dedi.

18 Eylül 2014 Perşembe

NACİ AKIN; "SELENDİ MEDYA" EYLÜL SENDROMU

NACİ AKIN

NACİ AKIN

EYLÜL SENDROMU

Hafta sonu tatilinden çıkıp Pazartesi iş başı yapan çalışanlar, öğrenciler genellikle bugünü sevmezler, mutsuz olurlar ve buna da Pazartesi sendromu derler. Oysa hafta sonunda dinlenip tüm bir haftanın yorgunluğunu atarak zinde bir şekilde dükkanlarını açanların, okullarına, işlerinin başına koşanların daha arzulu, şevkli ve verimli olmaları gerekmez mi? Her ne kadar öyle olması gerekirse de insanın doğasında var olan yan gelip yatma güdüsü nedense çoğu insanı böyle düşünmeye sevk eder.

Pazartesi sendromundan söz edince bir de Eylül sendromundan söz etmek gerekir. Eylül sendromu üzerine de çok şeyler söylenebilir. Bizim öğrencilik yıllarımız da ikmale kalmak vardı, sonraları buna bütünleme denilmeye başlanıldı. Tüm yıl boyunca aldığın derslerden girdiğin sınavlarda, sözlülerde, telafilerde geçer not ortalamasını yakalayamadıysan, “Eylülde gel” derlerdi öğretmenlerimiz. Bu, arkadaşların yazın keyfini çıkarıp tatil yaparken, senin ders çalışmakla zamanını geçireceğin anlamına gelirdi ve tabi ki çok sevimsiz bir şeydi. Dahası Eylül ortalarında tatil biter okullar açılırdı, hala da öyle. Manisalılar, İzmirliler, Egeliler için Fuarın Eylül başında kapanması da başlı başına bir sevimsizlik sayılırdı, hoş bugün artık kimse fuarla ilgilenmiyor ya. Yazlıkçılar da Eylül geldi mi evlerine dönerlerdi, bu kimi yaz bekarları için nimet sayılsa da, kimileri için ise sultanlığın sona ermesi anlamına gelirdi. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkün ama benim asıl temas etmek istediğim konular bunlar değil. Eylül ayı maalesef siyasi geçmişimizde hiç de istenmeyen, tasvip edilmeyen, kara günlerle doludur.adnan_menderes_52_yil_once_17_eylul_h11930

6-7 Eylül hadiseleri Türk milletinin doğasında var olan insaniyet duygusu, hoşgörü, konukseverlik, sevecenlik, dostluk, kardeşlik gibi hasletlerini zaafa uğratmıştır. Dış mihrakların tahrik ve yönlendirmesi ve uydurma söylentiler halkın galeyana kapılmasına sebep olmuş ve bir anda öfke seline dönüşerek neredeyse bu insani değerlerinin yok olmasına neden olmuştur. Gayri Müslim vatandaşlarımız ve özellikle de Rum kökenli yurttaşlarımıza karşı girişilen bu kabul edilemez hareketler maalesef Türklük adına bir utanç vesilesi olmuştur. Kahramanmaraş ve Çorum olaylarında da benzeri tahrikçilerin ortaya çıktığı artık gün gibi aşikardır.

12 Eylül 1980 darbesi de Eylül ayında vuku bulan Türk demokrasisinin ve siyasi tarihinin kara bir lekesidir. Maalesef “Şartların oluşmasını bekledik” diyen zihniyet, her gün onlarca gencin kanlarının akmasına, siyasi cinayetlere, kardeş kavgasına, adeta bir neslin madden ve manen yok olmasına seyirci kalmış, Türk devletine ve milletine en büyük ihanetin içinde olmuşlardır. Bugün bu darbenin faillerinin göstermelik mahkemelerde yargılanıyor olmaları neyi değiştirmiştir? Giden canlar geri mi gelmiştir? Yoksa Türkiye’nin bozulan siyasi ve toplumsal yapısı düzene mi girecektir? Bugün ülke hızla bölünmüşlüğe doğru gidiyorsa, toplum kutuplaşmış, insanlarımız birbirlerine karşı kin ve nefret duyguları beslemeye başlamışsa, hukuk, adalet çürümeye doğru gidiyorsa, birileri “biz zamanında çok çektik” diyerek rövanş alma güdüsüyle hareket ediyorsa, bunda darbeler yoluyla bozulan toplumsal ve siyasal düzenin payının birinci sırada olduğunu kimse inkar etmesin.

Maalesef Türkiye’de bu yolu açan ilk darbe 27 Mayıs darbesidir. 27 Mayıs darbesi sonrası kurulan düzmece Yassıada Mahkemeleri kararlarını yine bir meşum Eylül gününde 15 Eylül’de açıklamıştır. Memleketi imar ve inşa etmekten, kalkındırmaktan, insanlarımızın hür ve eşit yurttaşlar olduğunu hatırlatmaktan, halkımızın huzur ve refahını düşünmekten, insan hakları, demokrasi ve millet egemenliğini savunmaktan başka kusurları olmayan bu insanlar hakkında 15 idam 32 müebbet hapis ve birçoğuna da 4 sene iki aydan 20 yıla kadar hapis cezası verildi. Aynı gün (4 saat içinde) uluslararası telkinlerden kurtulmak için, yangından mal kaçırırcasına idamların üçü askeri cunta tarafından onaylandı diğerleri müebbet hapse çevrildi.

16 Eylül günü Maliye Bakanı Hasan Polatkan ile Dış İşleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu İmralı adasında infaz edilirken, babam da dahil olmak üzere diğerleri askeri yük uçağı ile elleri kelepçeli olarak Kayseri cezaevine nakledildiler.

Milletin sevgilisi şehit Başvekil Adnan Menderes ise ertesi günü yani 17 Eylül günü hem insanlığa, hem hukuka ve hem de ilahi adalete aykırı bir biçimde hastalığı henüz geçmeden ve adli tabipin sağlık durumunun infaza elverişli olmadığı yönündeki itirazına rağmen düzmece bir sağlık raporuyla alçakça katledildi. İnfaz anına tanıklık edenlere göre infaz başlamadan gökyüzü açıktı havada bulut gözükmüyordu. Ancak tam infaz anında gökyüzü birden karardı ve bardaktan boşanırcasına bir yağmur döküldü. Bu yağmur kısa bir süre devam etti ve Menderes defnedildikten sonra durdu. Sadece İmralı adası üzerine yağan yağmurun Allah’ın Menderes’e rahmeti olarak nitelendi, bu konudaki değerlendirmeyi İlahiyatçılara bırakıyorum.

zorlu menderes

Eylül sendromunu tetikleyen felaketler sadece ülkemizle de sınırlı değildir. Eylül ayı dünyada da birçok felaketle sebep olan olaylarla doludur. A.B.D’de 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleşen ikiz kuleler ve Pentagon saldırısında 2976 kişi can vermiştir. Son yılların bu en büyük felaketi ardından dünyanın siyasi dengelerinde de değişimler olmuş, ülkemizi ve İslam coğrafyasını yakından ilgilendiren hadiseler cereyan etmiştir.

1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’ya saldırısı ile yüzbinlerce cana mal olan II. Dünya savaşı başlamıştır. 2 Eylül 1942’de Alman Nazileri Varşova Gettosu ayaklanmasında 50.000 Yahudi’yi katletmiştir. 19 Eylül 1985 ‘de Meksika’nın başkenti Mexicocity’deki depremde 35.000 kişi can vermiştir. Eylül ayı bunun gibi daha nice felaketlerle doludur.

Ülkemizde de yukarıda sözünü ettiğim önemli hadiseler dışında irili ufaklı birçok istenmeyen olaylar Eylül ayında vuku bulmuştur. 6 Eylül 1985’de İstanbul Neve Şalom Sinagoguna düzenlenen terör saldırısında 21 kişi hayatını kaybetmiştir. Yine 6 Eylül 1975’de Diyarbakır Lice depreminde 2835 kişi can vermiştir. 13 Eylül 1980 günü Başbakan Süleyman Demirel ve CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit Çanakkale Hamzakoy’a, MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan ise İzmir Uzunadaya sürgüne gönderilmişlerdir. Sıra dışı Valilerimizden Recep Yazıcıoğlu müphem bir trafik kazasıyla hayatını kaybetmiştir, ve daha birçok istenmeyen hadise Eylül ayında olmuştur.

Bütün bu kötü hadiselere rağmen Eylül ayında hiç güzel şeyler yaşanmamış mıdır? Elbette yaşanmıştır. 13 Eylül 1921’de Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmıştır. 1 Eylül 1922 günü Gazi Mustafa Kemal Dumlupınar meydan muharebesini kazanmasının ardından “Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir. İleri!” emrini vermiş ve aynı gün Uşak’a girilmiştir. 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuna kadar olan günlerde ise, Bursa, Eskişehir, Balıkesir, Alaşehir, Salihli, Akhisar, Turgutlu, Selendi, Manisa başta olmak üzere Egede birçok il ve ilçe Yunan işgalinden kurtarılmıştır. Hatay’ın Türkiye’ye ilhakının ilk adımı olan Hatay Millet Meclisi 3 Eylül 1938’de açılmış ve Tayfur Sökmen Devlet Başkanı seçilmiştir. 20 Eylül 1988 günü Seul Olimpiyatlarında Naim Süleymanoğlu Halterde 6 dünya rekoru kırarak 6 dalda olimpiyat şampiyonu olmuştur. 12 Eylül darbe Anayasası ile Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit başta olmak üzere eski siyasi liderlere konulan ömür boyu siyaset yasağı Türk halkı tarafından kaldırılmıştır. Milli mücadelenin ilk adımının atıldığı Sivas Kongresi 4 Eylül 1919 da toplanmış ve daha birçok güzel hadise de Eylül ayında gerçeklermiştir.

Bugün 16 Eylül Şehit Bakanlar Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun ölüm yıldönümü. Sizler yarın bu yazıyı okuduğunuzda merhum Menderes’in katledilişinin yıl dönümünü idrak edeceğiz. Onu darağacına gönderenlerin hangi birini hatırlıyorsunuz? Ama o çoktan hatalarıyla ve sevaplarıyla milletin gönlünde yerini almıştır. Bugün bütün yurtta mevlid okutulacak, lokmalar dökülecek, paneller, konuşmalar, TV programları yapılacak. Bu etkinliklerde onu gönülden sevenler, izinde yürüyenler, davasına sahip çıkanlar da onu istismar etmeye, saptırmaya kalkan riyakar ve sahtekarlar da boy gösterecekler.

12 eylül

Bugün DP İstanbul İl başkanlığı anıt mezarda bir tören düzenledi oraya davetliyim. Adnan Menderes Demokrasi Platformunca Aydın Kültür Merkezinde DP Bakanlarından merhum Tevfik İleri’nin oğlu Cahit İleri’inin konuşmacı olduğu bir konferans var oraya da davetliyim. Çeşitli illerde anma toplantıları var oralara da davetliyim. Ayrıca İzmir’den ve diğer bazı yerel kanallardan programa katılma davetleri de aldım. Ne yazık ki hiçbirine iştirak edemeyeceğim, ama gönlümüz oralarda olacak. Allah Türk milletine bir daha böyle acı yaşatmasın. Türk milletinin birliğini, dirliğini, huzur ve refahını, yeniden sağlamak, kavgasız, gürültüsüz, kutuplaşmadan uzak, kimsenin öteki olmadığı, her yurttaşın hür ve eşit sayıldığı, komşuları ile iyi ilişkiler içinde ve dünyada itibarı olan bir Türkiye için onun davasının yüceltilmesine, yeniden şaha kaldırılmasına bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Bu mesuliyet hepimizindir. Kalın sağlıcakla.